İyi Kitap

Yoksulluk bu ülkenin vazgeçilmezi; sanki birileri hep eziliyor da metot değişiyor gibi. Yine de en fenası o eski filmlerdeki, kitaplardaki umudu kaybetmiş olmamız.

Olcay Mağden Ünal

Bir zamanlar okullarda, ülkemizin hangi şehrinde ne yetişir bunları ezberlerdik. Tarım diye bir sektör vardı, traktör, römork bunlar aşina olduğumuz araçlardı; büyük başla küçükbaşları sayardık; şu yörede bunlar yetişir, şuranın otu bu hayvana iyi gelir diye ezberden sıralardık. Anadolu gürül gürül işler, nehirlerinden bereket akardı(!). İşçiler vardı sonra, tarım işçileri; sonra ağalar vardı. Büyük büyük ağalar. Garibanı sömürdükçe sömüren, abalıya vurdukça vuran ağalar. Artık o zamanki gariplerin ahından mı yoksa bu zamanki ağaların şanından mı tarım marım hak getire, başımız sağ olsun. Zaten şimdikiler ağa değil daha çok ağa-oğlu; hem damatlar da eskisi gibi tavan arasında sabun tozu yapmakla uğraşmıyorlar. Cebimizde bırak yurtdışını, sokağın başına çıkacak paramız yok belki ama çok şükür yediğimiz baklagil bile soframıza denizler aşıp geliyor, daha ne olsun! Oldu olacak İstanbul’a şöyle arşa kadar bir gökdelen diker, içine de tüm Türkiye’yi kondururuz, sonra da hep beraber son model telefonlarımızla, şehrin nadide siluetine karşı selfie çekeriz. Ne gerek var toprağı işlemeye, hem biriciğimiz inşaat sektörüne de katkısı olur.
Yoksulluk bu ülkenin vazgeçilmezi; sanki birileri hep eziliyor da metot değişiyor gibi. Yine de en fenası o eski filmlerdeki, kitaplardaki umudu kaybetmiş olmamız. Ne “Şaka ile Karışık” bir Ofsayt Osman kaldı ne de “Bizim Aile”nin Yaşar Ustası’nın mağrur duruşu. Bilmem Orhan Kemal yaşasaydı yine de bir umut ışığı bulup çıkarabilir miydi?
Türk edebiyatının, kendisinin de dediği gibi, gerçekçi yazarlarından Orhan Kemal. Babasıyla gittiği Beyrut’tan Türkiye’ye döndükten sonra çırçır fabrikalarında işçilik, dokumacılık ve memurluk yaptı. Hapse girdi, orada Nazım Hikmet’le tanıştı, hapisten çıktı, yazarlığa başladı. Orhan Kemal, tarım işçisinin yaşadıklarını öyle bir anlattı ki sayfaların arasında kendimizden utandık, üstelik tek yaptığı abartmadan, süslemeden, olanı biteni sadece olduğu gibi aktarmaktı. Murtaza’yla, Cemile’yle, 72. Koğuş’la, öyküleriyle, ödülleriyle en iyi bildiği sınıfı, işçileri anlattı; fakirliği, sadece bedeni değil haysiyetiyle birlikte tümden ezileni, sömürüleni, yok olup gideni… Onun satırları hayat mücadelesiyle doluydu, öyle doluydu ki o sayfaları tutan eller bile kendi payına düşeni aldı. Yine de yazılarında umut hep vardı, tüm karanlığın içinde hafif hafif de olsa dalgalanan bir umut ışığı… Ancak ne yazık ki o güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler ve bize, geriye kalanlara yaslanacak bir ümit pek kalmadı.
Yazarın Everest Yayınları tarafından yeniden düzenlenerek yayımlanan Aslan Tomson – Köpek Yavrusu kitabı da yine yoksulların hayatını ele alan yedi öyküden oluşuyor. Tabii bu kez öykülerin kahramanları doğrudan çocuklar. Kimisinde mecburen okulu bırakmış bir işportacı, kimisinde dilencinin oğlu ya da işçi. Omuzlarına değme yetişkinin kaldıramayacağı yükler yüklenmişti belki ama yine de en nihayetinde çocuklardı ve ara sıra bir çizgi roman kahramanının hayaline kapılıp kimi zaman da birkaç kafadar birleşerek şöyle bir vapur sefası yapmanın peşine düşebiliyorlardı. Biri konakta yaşayan, diğeri yoksul iki çocuk, birkaç sigara kutusu ve bir kiremit taşıyla bir oyun tutturabiliyordu bu öykülerde. Onca cefaya rağmen akşam sofrasında pişen balıklarla şenleniveriyordu kalabalık bir aile.
Orhan Kemal’in Anadolu’da yaşanan dramı, yoksullukla çekilen ıstırabı anlattığı yıllarda henüz ülkede özelleştirme furyası başlamamıştı. Zonguldak’ın “Çankaya’nın şişmanı işçi düşmanı” sloganıyla inlemesine epey bir vardı ve memurlar daha işini bilmiyordu. Yazarın satırları kendi döneminin etkileriyle dopdoluydu ve tüm kitaplarında olduğu gibi çocuk öykülerinde de aynı durum söz konusuydu. Bu sebeple elbette bu hikâyeleri günümüz koşulları altında değerlendirmek doğru olmayacaktır, evet belki öykülerdeki bazı karakterler, kimi konuşmalar şimdiki ve özellikle de şehirli çocuk için yabancı kaçabilir, ancak ülkenin sınırlarını büyük şehirlerden ibaret sanmamak gerek. Bu bağlamda söz konusu eser, çocuklarımızı Türk edebiyatının usta kalemiyle tanıştırmak adına epey faydalı bir kitap.
Daha önce de birçok yayınevi tarafından yayımlanan, Oğuz Demir’in çizimleriyle resimlenmiş kitabın tasarımından çok hoşlandığımı söyleyemeyeceğim. Sayfaların zeminindeki doku ve çerçevenin sebebini anlayamadım, ön ve arka kapaktaki turuncu renk bir hayli göz yoruyor, özellikle arka kapak metnini okumak pek mümkün olmuyor. Yine de bunlar elbette içeriğin zenginliğini etkileyen unsurlar değil.

 

 

 

Aslan Tomson – Köpek Yavrusu
Orhan Kemal
Resimleyen: Oğuz Demir
Everest Yayınları, 74 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

2009 yılında Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. Strasbourg Üniversitesi’ndeki yüksek lisans eğitiminin ardından kitap editörlüğü yapmak istediğine karar verip yayıncılık sektörüne girdi. 2011 yılından bu yana çeşitli yayınevlerinde editörlüğün yanı sıra telif hakları uzmanı olarak görev aldı. Bu arada birçok Almanca, İngilizce ve Fransızca çocuk kitabının çevirisine imza attı. İyi Kitap, Arka Kapak, Radikal Kitap, Akşam Kitap gibi pek çok dergi ve gazete ekinde kitap eleştirileri ile edebiyat ve yayıncılık dünyası üzerine yazıları yayınlandı.

Yorum yaz