İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

16 ton

Sevtap Ayhan, çoğunlukla yanlış bir “çocuğa görelik” tartışması gölgesinde, çocuk kitaplarında işlenmesi uygun görülmeyen pek çok meseleyi hikâyesinde başarıyla ele almış.

“On altı ton yükledin de eline ne geçti?
Bir gün daha yaşlandın, biraz daha borçlandın.
Aziz Peter, çağırma beni, gelemem,
Zira borçlandım ruhumu şirketin satış mağazasına.”
1

Yukarıdaki dizeler, Merle Travis’in kaleme aldığı 16 Tons isimli şarkıya ait. 1900’lerin başlarında, Amerikan kömür madenlerindeki ağır çalışma (ve yaşam) koşullarını konu edinen şarkı, Ümit Kıvanç’ın yazıp yönettiği muhteşem bir belgesele2 de adını vermiş. Belgesel, yine kömür madenlerindeki yoğun sömürü koşulları ekseninde, kapitalizmin karanlık yüzüne dair gerçekçi bir tablo çiziyor.

Bu şarkıdan ve -mutlaka izlemenizi önerdiğim- belgeselden söz açmamın nedeni ise bir kitap. Çocukların okuması için kaleme alınmış ama bence her yaştan okura seslenen bir roman: Sevtap Ayhan imzalı Yıldızlara Bakan Çocuk.

Sevtap Ayhan da romanında, madencilerin ve ailelerinin yaşadığı sıkıntılar üzerinden, okurunu acımasız gerçeklerle yüzleştiriyor. Roman bizi sevgi, aile ve imkânsız görünen seçimler gibi temel meseleler hakkında bir vicdan muhasebesine davet ediyor.

Olaylar, bilinmeyen bir zamanda, hayalî bir maden kasabasında geçiyor. 1700’lerden günümüze, ülkemiz dâhil dünyanın her köşesinde varlığını sürdüren pek çok maden kasabasından farkı yok buranın. Takvim yaprakları ya da kasaba isimleri değişse de maden ocaklarındaki kötü çalışma koşulları ve madenci ailelerinin çektiği çileler özünde hep aynı.

Yola ve Matrin

Uzun zaman önce kömür ocağında kaybolmuş Doran’ın küçük kızı Yola ve karısı Matrin, bu maden kasabasında Doran’a -ölü ya da diri- kavuşmayı bekliyorlar. Matrin, dinî inançları kuvvetli ve sert bir kadın. Yola’yla ilişkisi mesafeli. Yola, baba özleminin yanı sıra Matrin’in soğuk tavrının üzüntüsünü derinden hissediyor. Küçük bir çocuğun taşıyamayacağı bu ağır yükler, Yola’da fiziksel ve ruhsal yaralara neden oluyor. Başlangıçta ağır tempoda ilerleyen roman, Yola’nın kayıp babasını arama girişimi sırasında, kömür madeninin ve kasabadaki her şeyin sahibi Arga Teran’ın oğlu Nino ile tanışması sonrasında, pek çok ağır meselenin harmanlandığı akıcı bir olay örgüsüyle ilerliyor. Ağır hastalıklar, kayıplar, ölüm, ihanet, şiddet, yıkım gibi çocuk kitaplarında sık rastlamadığımız pek çok tema, bu olay örgüsünde başarıyla harmanlanarak okura sunuluyor.

Udu Tanrısı

Yola, zorlu yaşamında zengin hayal gücünün yardımına sıkça başvuran bir çocuk. Geleceğe umutla bakmasını, imkânsız gibi görünen çocukça özlemlerine -yıldızlara kadar saçını uzatabilmek gibi- bağlılığını hayal gücüne borçlu. “Udu Kuşları” onun bu yeteneğinin meyveleri. Bebekliğinde sadece uyurken görebildiği bu kuşlar, şimdi onu hiç yalnız bırakmıyorlar. Ona hep duymak istediği güzel şeyleri söylüyorlar. Yola, Udu Kuşları’nın kendi hayal gücünün bir ürünü olduğunun da farkında. Arkadaşı Nino’ya onları anlatırken “Onları ben yarattım. Ben onların tanrısıyım,” diyor.

Yola’nın kendini “tanrı” olarak nitelemesi basit bir seçim değil. Kitap boyunca, Matrin’in sıkı sıkıya bağlı olduğu “tanrı” motifine dair, Yola’nın çelişkili iç diyaloglarını takip ettiğimizde bunu daha iyi anlıyoruz. Matrin’in “tanrı”sı korkulacak bir tanrı. Ve Yola ne kadar dua ederse etsin, ne kadar uslu olursa olsun, bu tanrı Yola’nın dileklerini umursamıyor. Oysa Udu Kuşları ve Udu Tanrısı öyle değil. Çok daha iyimser ve ümitvar.

Roman boyunca bir alt motif olarak, inanca dair bu tür göndermelerle de sıkça karşılaşıyoruz. Sevtap Ayhan, romanında insanın inançla ilişkisini, farklı kesitlerle denge içinde işlemeye çalışmış. Anlatının önemli karakterlerinden biri olan “Eşlikçi” ve kitabın etkileyici sonunun kurgulanışı da bu ilişki çerçevesinde yoruma açık bırakılmış.

Öte yandan ben, maden ocaklarındaki sömürü düzeni söz konusu olduğunda, Ümit Kıvanç’ın belgeselinde sunduğu perspektifi daha gerçekçi buluyorum. Şöyle diyor Ümit Kıvaç 16 Ton belgeselinde: “Akıl, yoksulları çoluk çocuk madenlere gönderdi, din de karanlıkta can verenlerin arkasından ilahiler söyleyerek kalanları teselli etmeye koyuldu. Böylece ertesi gün yine madene inebileceklerdi.”

Çocuğa görelik

Sevtap Ayhan, Türkçe çocuk edebiyatında örneğine pek rastlamadığımız zorlu bir işe soyunmuş. Çoğunlukla yanlış bir “çocuğa görelik” tartışması gölgesinde, çocuk kitaplarında işlenmesi uygun görülmeyen pek çok meseleyi hikâyesinde başarıyla ele almış. Ölüm, ihanet, şiddet ve yıkım gibi temaları fazla göze sokmadan, kısa geçişler ve imgelemler yoluyla okuruna aktarmayı başarmış. Yola ve Nino’nun sohbetleri, kasaba çocuklarının (ve bazı yetişkinlerin) tepki ve diyalogları bu aktarımı kolaylaştıran unsurlar arasında. Ayhan, kitabında ölüm temasını işlerken literatürün kanonlaşmış eserlerinden birini 3 de okura hatırlatmayı ihmal etmemiş. Edebiyatın birbirini besleyerek ilerlediği gerçeğini bize bir kez daha göstermiş. 

1 >>  Şarkı sözü çevirisi https://istiraki.blogspot.com/2011/06/16-ton.html adresinden alınmıştır.

2 >>  16 Ton belgeseli (Vicdan ve Serbest Piyasaya Dair Bir Film) , ilk olarak 2011 yılında yayınlandı. 2021 yılında ise aynı metin üzerine yeniden düzenlenmiş, ikinci versiyonu izleyicinin dikkatine sunuldu. Her iki versiyonu da internet üzerinden ücretsiz izlemek mümkün.

3 >>  Wolf Erlbruch’un kültleşmiş eseri Ördek, Ölüm ve Lale

 

Yıldızlara Bakan Çocuk

Sevtap Ayhan

Editör: Barış İnce

Tudem Yayınları, 256 sayfa

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.