İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Asıl zor konu normallik

Kitap bize zor konuları anlatmaktan söz ederken belki önce şu soruyu sormamız gerektiğini söylüyor: Konu kimin için zor? Engelli çocuk için kendi hayatı “zor konu” değil. Bu, onun hayatı. Zor olan, ona bakarken rahat edemeyenlerin bakış açısı.

Çocuk edebiyatında kitapların üzerine kolayca “zor konular” etiketi yapıştırıyoruz. Bu adlandırma aslında o kadar da masum değil. Çünkü “zor” dediğimiz anda, o hayatı yaşayan çocuğu da bir probleme dönüştürüyoruz. Cynthia Lord’un Kardeşimm Benim adlı romanına “otizmi anlatan duyarlı bir kitap” diyorsak, romanın huzursuz edici tarafını kaçırıyoruz. Kitaptaki asıl zor konu David’in otizmi değil, “normal” görünmek uğruna ödenen bedel.

Romanın özgün adının Rules, yani Kurallar, Türkçe adının ise Kardeşimm Benim olması anlamlı. Türkçe başlık meseleyi şefkatli bir kardeşlik hikâyesi çerçevesine oturtuyor. Özgün başlıksa bakışı David’den, onu hizaya sokmaya çalışan dünyaya çeviriyor.

Normalliğin kuralları

On iki yaşındaki Catherine, sekiz yaşındaki kardeşi David için durmadan kurallar yazıyor: “Akvaryuma oyuncak atılmaz.” “Başkalarının evinde onların kurallarına uymalısın.” “Biri merhaba dediğinde karşılık verilir.”

Bunlar, dünyayı anlamakta zorlanan bir çocuğa yardım eden sevecen bir ablanın notları gibi görünüyor. Oysa kuralların çoğu David’i korumaktan çok çevredekileri rahatlatmayı amaçlıyor. Sessiz ol. Fazla yaklaşma. Tuhaf bulunacak bir şey yapma. Görünmez olamıyorsan hiç değilse göze batma. Catherine, toplumun engelli çocuklardan beklediği itaatin kural koyucusuna dönüşüyor.

David’in kuralları kâğıtta yazılı, “normal” dünyanın kurallarıysa görünmez. Nereye bakacağını, ne kadar konuşacağını, ne zaman gülüneceğini herkesin bilmesi bekleniyor. Bilmeyen cezalandırılıyor. Romanın keskin ironisi burada: Kurallara muhtaç olduğu söylenen kişi David; ama kurallara saplantı derecesinde bağlı olan asıl kişiler, en küçük farklılığı gördükleri yerde dışlayanlar.

Bu açıdan aslında Catherine kardeşini hayata değil, başkalarının bakışına hazırlıyor.

O yalnızca bir abla değil. Evin ücretsiz tercümanı, kriz yöneticisi ve halkla ilişkiler sorumlusu. David’i yetişkinlere açıklıyor, davranışlarını önceden hesaplıyor, çıkabilecek “nahoş sahneyi” engellemeye çalışıyor. Nakliyeciler çığlığını duymasın diye eliyle kardeşinin ağzını kapatıyor, arkadaşları David’i görmesin diye onları evinden uzak tutuyor. Üstüne bir de annesi ondan anlayış bekliyor, babası David’le ilgili rutinlerini aksatmazken Catherine’in onunla baş başa vakit geçirme isteklerini hep başka bir zamana erteliyor. Kendi temel ihtiyacına bile kardeşine bakması karşılığında cevap veriliyor. Catherine hemen ardından asıl eşitsizliği sorguluyor: “Herkes ondan minicik şeyler beklerken, benden kocaman şeyler bekliyor.”

Üstelik iyi ablalığı, kendi öfkesini yutmasıyla ölçülüyor. Kardeşini sevdiği için yorulmaya hakkı yokmuş gibi davranılıyor.

Evde David’e göz kulak olmakla terapi kliniğinde onu beklemek arasında Catherine’in özlediği şey büyük bir macera değil, sıradan bir çocukluk. Mahalleye yeni taşınan Kristi’yle arkadaş olmayı, kardeşinin davranışlarını önceden hesaplamadan onunla vakit geçirmeyi umut ediyor. “Normal bir hayat” arzusu ilk bakışta bencilce görünebiliyor. Oysa Catherine yalnızca bir bakım görevlisi değil, yeni bir arkadaş edinmek isteyen on iki yaşında bir çocuk.

Romanın en dürüst yanı, Catherine’i kutsal bir “engelli kardeşin ablası” heykeline çevirmemesi. Catherine bazen David’den utanıyor, bazen onun otizmsiz uyanmasını istiyor. Bunlar “terbiyeli” çocuk edebiyatının hemen düzeltmeye çalıştığı duygular. Kitabın yazarı Lord ise onu cezalandırmaktan özenle kaçınıyor. Birini sevmekle onun etrafında kurulmuş hayatın yükünden nefret etmek aynı anda mümkün. Asıl acımasızlık, bir çocuktan hiç yorulmayan, utanmayan, kaçmak istemeyen bir bakım meleği olmasını beklemek.

Kibar ayrımcılık

Catherine’in klinikte tanıştığı, tekerlekli sandalye kullanan Jason, romanda okura empati öğretmek için kullanılan edilgen bir engelli karakter olmayı reddediyor. Catherine’in iyi kalpliliğini parlatacak bir süs dekoru hiç değil. İletişim kartlarıyla konuştuğu için Catherine ona sözcükler çiziyor. Burada görünmez bir iktidar var: Birinin kullanabileceği kelimeleri seçmek, dünyasının sınırlarını da çizmek anlamına geliyor. Jason yalnızca uslu kelimeler istemiyor; öfkesini, alayını, itirazını da dile getirmek istiyor. “Berbat, aptal, sus” gibi kelimelere de ihtiyaç duyuyor. Catherine onu dansa götürmekten utandığında bunu fark ediyor ve kızın iyi niyetli açıklamalarına razı olmuyor. Catherine onu sandalyesiz resmettiğinde resmi reddetmesi bu yüzden önem kazanıyor.

İyi niyet bazen ayrımcılığın en kibar biçimine dönüşebilir, diyor kitap bize: Seni kabul ediyorum, ama seni sen yapan şeyi resimden çıkarırsak.

Kitabın sonunda David iyileşmiyor, Jason mucize yaratmıyor, aile kusursuzlaşmıyor. Değişim Catherine’in kendi bakışında yaşanıyor. Herkesin önünde Jason’la dans etmesi bir “bakın, engelli arkadaşımdan utanmıyorum” gösterisi olduğu için değil, kendisini sürekli seyreden hayalî jüriyi nihayet dağıttığı için önemli. Catherine o anda kardeşini ya da Jason’ı özgürleştiren bir kahramana dönüşmüyor. Normallik olduğu iddia edilen ayrımcı bakışın kendi üzerindeki baskısından kurtuluyor.

Kitap bize zor konuları anlatmaktan söz ederken belki önce şu soruyu sormamız gerektiğini söylüyor: Konu kimin için zor? Engelli çocuk için kendi hayatı “zor konu” değil. Bu, onun hayatı. Zor olan, ona bakarken rahat edemeyenlerin bakış açısı.

İşte bu yüzden iyi çocuk edebiyatı okura acıması gereken birini göstermez. Çünkü acımak, acıyan kişiyi değiştirmiyor. Yalnızca ona kendisini iyi hissettiren, güvenli bir üstünlük sağlıyor. Acınacak kişi orada, ona anlayış gösterecek “iyi insan” burada kalıyor. Kardeşimm Benim ise bu rahat mesafeyi bozuyor. David’i ya da Jason’ı okurun merhametine sunmak yerine bakışı Catherine’e, oradan da bize çeviriyor: Neyi normal sayıyoruz? Farklılığı gerçekten kabul mü ediyoruz, yoksa ancak sessizleştiğinde, kurallara uyduğunda ve bizi rahatsız etmediğinde mi hoş görüyoruz? Roman bunu bağırarak ya da okura suçluluk dersi vererek yapmıyor. Gündelik, iyi niyetli davranışların içindeki eşitsizliği görünür kılarak rahatça oturduğumuz yeri gösteriyor ve altımızdaki sandalyeyi hafifçe çekiyor. Birden odak David’den kayıyor ve aynada kendimizle yüz yüze geliyoruz.

Kardeşimm Benim

Cynthia Lord

Türkçeleştiren: Nazlı Tancı

Editör: Müren Beykan

Günışığı Kitaplığı, 196 sayfa

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.