İyi Kitap

Kuzeybatı Avrupası’nın tarihi olmayan günlükleri

Kuzeybatı Avrupası’nın tarihi olmayan günlükleri

Saadet ÖZKAL

Çocukları tarihöncesi insanların çetin dünyasında gezdirirken dostluk, sadakat, intikam gibi evrensel ve çağlar ötesi konuları ele alan Tarihöncesi Günlükleri dizisi, konusuyla olduğu kadar, anlatım diliyle de çocukları cezbetmeye aday. Altı kitaplık dizinin beş kitabı yayımlandı bile!

Bazı kitaplar insanı öylesine büyüler ki elinizden bırakamaz, bir an önce bitirmek istersiniz. Bitirdiğinizde de “Niye bitti?” diye üzülürsünüz. İşte, Kardeşim Kurt’la başlayan dizi benim için öyle oldu.

Altı bin yıl öncesinin Kuzeybatı Avrupa’sı. Henüz her yer orman. Vahşi hayvanlar, azgın sular, buz çölleri, amansız kar fırtınaları… Ama insanlar doğayla uzlaşmışlar. Avcılıkla, toplayıcılıkla geçiniyor, klanlar halinde yaşıyorlar: Kurt Klanı, Kuzgun Klanı, Somon Klanı, Yabanatı Klanı, Fok Klanı. Her birinin kendi lideri, kendi büyücüsü var. Özel bir dövmesi var. İnsanlar yedikleri her yemekten bir parçayı ‘klan koruyucusu’ için bir ağaç dalına bırakıyorlar. ‘İfritlere’ ve ‘Dünyanın Ruhu’nun bir dağda yaşadığına’ inanıyorlar.

İnsanın üç ruhu var onlara göre: isim ruhu, klan ruhu, dünya ruhu… Ölüm yolculuğuna çıkanları, bedenlerine bu üç ruhun işaretlerini çizmeden göndermiyorlar Öteki Dünya’ya. Kimileri, özellikle de deniz klanları, ölülerini bir kano içinde açık denize bırakıyor.

Aylara özel adlar vermişler: Karaçalı Ayı, Kızıl Söğüt Ayı… Yaşlarını bu dünyada kaç yaz geçirdiklerine göre ölçüyorlar. Çocuklar onuncu yaşını değil, onuncu yazını sürüyor. Ve daha küçücük yaşlardan hayatta kalmayı öğrenecek şekilde yetiştiriliyorlar.

BAŞKA RUHLARDA GEZİNMEK
Güçlü, dirençli insanlar hepsi. Ama onların da iyileri, kötüleri var. Hırslıları, bütün gücü kendi elinde toplamak isteyenleri var. Dizi, bu iyilerle kötülerin mücadelesi üzerine kurulu. İyilerin temsilcisi Torak adlı bir erkek çocuk. O aslında Kurt Klanı’ndan. Bir kurt gibi iz sürüyor. Hatta kurtların dilinden anlıyor ve onlarla konuşabiliyor.

İkinci başkişi Kurt’un kendine özgü bir dili var: Suyun adı, ‘Islak’. Sel sularına ‘Hızlı Islak’ diyor. Bir ‘Şimdi’ var, bir de rüyalarında yaşadığı ‘Öteki Şimdi’. Ateşin adıysa ‘Sıcak-Isıran-Parlak Canavar’. Torak’a da ‘Uzun Kuyruksuz’ adını uygun görüyor ve neredeyse hiç koku alamadığı, kulakları iyi duymadığı için onu ‘Zavallı Uzun Kuyruksuz’ diye niteliyor. Daha sonraları Kuzgun Klanı’ndan Renn onlara katıldığında, Kurt onu da ‘Dişi Uzun Kuyruksuz’ adıyla anıyor.

İşte dizi, başta bu üç kişilik ekip olmak üzere, tarihöncesi insanlarının çetin dünyasında, dostluk, sadakat, ihanet, intikam, kötülükle mücadele gibi evrensel konuları işliyor ve bunlar arasındaki sınırları tartışıyor. Yazar Michelle Paver her roman için çeşitli Kuzey Avrupa ülkelerinde, Grönland’da, Kanada’nın kuzeyinde uzun araştırmalar yapmış. Bu nedenle, hiçbir ayrıntı havada kalmıyor.

Her şeyin ‘ruhu’ var ve her şey kendince bir kişilik. Huş ağaçları Torak’ın geçişini fısıldıyor birbirlerine. Bir sansar hırlayarak Torak’a uzak durmasını söylüyor. Klan koruyucusu bir çığlıkla, Renn’e mücadelenin bitmediğini haber veriyor. Kimi kötü kişiler başka ruhları ele geçirme peşinde. Torak’sa, iyilik uğruna, kendi ruhlarından sıyrılıp başka ruhlarda gezinmeyi göze alıyor.

Anlatımın bir başka özelliği, İngilizce’nin kısa, vurucu cümlelerle kullanılması. Çevirmenler, ilk dört kitapta Aslı Kurtsoy Hısım, sonra Ebru Sürmeli, diziyi bu yönüyle de çok güzel aktarmışlar Türkçe’ye. Böylece, o insanların sürdüğü yalın yaşam, yalın dilde de yansıyor: “Doğuda gökyüzü griydi. Gök gürledi. Fırtınanın ışığında ağaçlar parlak yeşil görünüyordu. Dağlarda yağmur yağıyor, diye düşündü hissizleşen Torak. Sellere dikkat.” (Kardeşim Kurt, s. 15)

Ne yazık ki bu olağanüstü öyküler altıncı kitapla son bulacak. Her yaştan çocuklar için üzücü bir durum; ama en azından, varolanları okuyanlar kendilerini
şanslı sayabilirler.

* Michael Ende’nin Bitmeyecek Öykü yapıtının çevirmeni.

Yemin Bozan
Michelle Paver
Çeviren: Ebru Sürmeli
Remzi Kitabevi / 240 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tükenişi durduralım!

David Burnie, Tükenişe Geri Sayım’da türü tükenme tehlikesi altında olan hayvanlara dikkat çekiyor. Geniş bir yelpazeyi içeren kitap, görselliği ile de göz dolduruyor.

Ortalama her 15 dakikada bir Dünya’nın bir yerinde, bir hayvan türünün nesli tükeniyor. Bundan haberdar olma olasılığınız düşük, televizyonda haber yapıldığını görme olasılığınız ise çok daha düşük. Ama tükeniş saati günde 24 saat tıkırdamaya devam ediyor. Her yıl, 30.000’den fazla hayvan türü yeryüzünden siliniyor. Bu, korkutucu bir sayı ve sürekli artmaya devam ediyor.

Bir hayvan neslinin tükenmesi yeni bir şey değil. Aslında, Dünya üzerinde yaşamın başlangıcından itibaren, yani üç milyar yıldır var olan bir olgu. Bu, doğanın işleyişinin bir parçası: Yeni türler zaman içinde evrim geçirerek, hayatta kalma konusunda daha başarısız olan türlerin yerini alıyor. Ama günümüz dünyasında, nesillerin tükenişi önceye göre bin katı bir hızla gerçekleşiyor ve artık inanılmaz sayıda çok tür, nesli tükenme tehlikesi altındaki hayvanlar listesinde. Listede 500 memeli türü, yaklaşık aynı miktarda kuş türü ve 1000’den fazla amfibik hayvan var.

Her yıl, 30.000’den fazla hayvan türü yok oluyor.

Bu hayvanlara yardım etmek için bir şeyler yapılmazsa, kısa bir süre sonra yok olma sırası onlara gelecek. Böyle bir şey en son 65 milyon yıl önce gerçekleşmişti.
Dünya’ya çarpan dev bir meteor bir felakete yol açmış ve dinozorların yok olmasına neden olmuştu. Ama bu sefer, hayvanların neslinin tükenmesinin nedeni biz insanlar ve yaşama biçimimiz. Saati durduramayız ama yavaşlatabiliriz. Bunu yapmamızın hayati önemi var, çünkü bir hayvanın nesli bir kere tükendi mi, onu geri getirmek için hiçbir şey yapılamaz.

Tükenişe Geri Sayım
David Burnie
Çeviren: Şeyda Öztürk
İş Bankası Yayınları / 80 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz