İyi Kitap

Çocukluğun sonsuz evreninde…

Çocukluğun sonsuz evreninde…

Şiirsel TAŞ

İncelikli duyarlılıklarla oluşturduğu çocuk şiirlerinde, kendi çocukluğunun büyülü dünyasına veda eder Fazıl Hüsnü Dağlarca. Çocukluğun sınırsız özgürlük alanında hüzünlü bir duruştur onunki. Masalsı ve zengin bir imgelemle, çocukları hayal gücünün sınırlarında gezdirir.

“Çocukluk benim kimliğimdir. Yaşamımın sonuna kadar da kimliğim kalacaktır.”
Fazıl Hüsnü Dağlarca

“Davul çalan mı çok / Çalmayan mı? / Çalmayan / Çoğunluk davuldan anlamaz / Cincik / Bir soru daha: / Türkü söyleyen mi çok / Söylemeyen mi? / Söyleyen / Niye? / Çoğunluk türküden anlamaz / Cincik.”

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın İki Soru adlı şiirinde, kendi deyişiyle “afacanlıkta şeytana külah giydiren” Cin ile Cincik arasındaki muzip diyaloglarından birine kulak misafiri oluruz. Cin ile Cincik’in türkü söyleyenle davul çalan arasında dile getirdiği fark, ‘şiir’ yazanlarla ‘çocuk şiiri’ yazanlar arasındaki farka benzer. Yaşamının bir döneminde iki satır olsun şiir karalamayan pek az insan vardır herhalde (şiir yazan yazmayandan çoktur; bu yüzden ‘şair’ sözcüğünü kullanmıyorum ısrarla, çoğunluk şiirden anlamaz Cincik). Heyhat, iş çocuklar için şiir yazmaya geldi mi, yazanlar yazmayanlara göre azınlığın cücüğü kalır (çoğunluk, çocuk
şiirinden anlamaz Cincik).

Bir Çocuk Edebiyatı Terimleri Sözlüğü olsaydı, ‘çocuk şiiri’nin karşılığı (en azından Türkiye’deki çocuk edebiyatı açısından baktığımızda) şu olurdu desem, taşa tutulur muyum? “Çocuk edebiyatının öksüz yetim çocuğu.”

Dağlarca, çocuk edebiyatının kimsesiz çocuğuna kol kanat germiş, elinden tutmuş bir ozan. Hayali sözlüğümüzdeki ‘çocuk şiiri’ maddesinin karşısına Dağlarca’dan bir alıntı ekleyelim: “Çocuk şiiri olabilir mi? Olabilir. Çocuk şiiri şudur: Çocuk şiirinde yapıyı, nesnelliği, konuları, onun açısına göre daha ince seçmek, ilk duyarlıklar, ilk özgürlükler, ilk ölçüler içinde yazmak gerekir.”*

İki yıl önce kaybettiğimiz Dağlarca’nın yirminin üzerinde çocuk kitabı var. Balina ile Mandalina, Kuş Ayak, bir elin parmaklarıyla isimlendirdiği beş kitap (Başparmak, Gösterme Parmağı, Ortaparmak, Yüzük Parmağı ve Serçe Parmak), Bitkiler Okulu, Cin ile Cincik, Su Yıkamak, Dağlarca’nın çocuklar için kaleme aldığı şiir kitaplarından bazıları.

Müge Sucu Polat, Dağlarca’nın çocuk şiirleriyle ilgili şu haklı saptamayı yapar: “Fazıl Hüsnü Dağlarca, çocuğa yönelik şiirleriyle, çocuk şiirine değil, gerçek anlamda şiirdeki çocuğu anlatım derinliğine yeni boyutlar getirmiş bir şairdir. Dağlarca’nın çocuğa yönelik şiirlerinde klişeleşmiş okul şiirlerine ve marşlara yer verilmemiştir. Onun şiirlerinde, çocuk duyarlığını zengin imgelerle dile getiren masalımsı-çocuksu bir dünya göze çarpmaktadır.”

‘Klişeleşmiş okul şiirleri’ ile ‘marşlar’ın altını çizelim! Çocukların, ‘şiir’ kavramından ne anladığını ve bağrış çağrış okunan dizeler bütününden farklı bir şiir algısının çocukta nasıl gelişebileceği üzerinde düşünelim. “Çocukluk benim kimliğimdir” diyen ve çocuğun dünyasından, çocuğa yakın somut-soyut kavramlarla yine çocuğa seslenen Dağlarca’nın pek çok şiirinde bu sorunun yanıtını bulmak mümkün.

“ağaçlar esen yeli sever / esen yel / ağaçları sever / kuş / ikisini birden sever / çocukların hepsi / üçünü birden sever” (Bitkiler Okulu içinde Kırdaki Gün adlı şiirden)
“tutmanın tadı vardı / parmaklarım değerken kaçanın sırtına /şekere benzerdi biraz / yutkunmam” (Su Yıkamak içinde Sokaklar adlı şiirden)
“kuşların kahve ağacı olduğu mavilikte / kahve ağaçlarının kuş olduğu / duymuyor musun / yumarlarken gözlerini ipiri / kuş annelerimiz / biz ağaç çocuklarını arar” (Ortaparmak içinde Gine’de Ağaç Yavruları adlı şiirden)
“Ekvador / bir masala benzer / And Dağları’na binmiş / bütün çocuklar burda / yarısı karanlıkta uyurken / yarısı güneş” (Ortaparmak içinde Ekvador’da And Dağları adlı şiirden)

Dağlarca, şiiri çocuğa taşıdığı gibi, çocuğu da şiire taşıdığı için, hayali sözlüğümüzdeki yeri başkadır. Gülümseyerek yazdığını söylediği çocuk şiirlerinin yanı sıra, yüzündeki tebessümü silen şiirlerini yazarken de çocuklardan, çocukluktan beslenmiştir. Ozan her ne kadar çocukluğun, yaşamının sonuna dek kimliği olarak kalacağını söylemişse de, geride kalan çocukluğa dair güçlü bir özlem, yoğun bir hüzün hissedilir kimi dizelerinde.

“ışıklarda insanca bir şey vardır / yıldızların uzaklığından / aşka ve felakete doğru / garip ve çocukluğumuz gibi dağılan” (Işıklarda İnsanca Bir Şey Vardır*) “ruhumuz bir denizdir ki açılmış sükûn için / sessizlik enginlere inen bir kuğu / giden çocukluğumu duyurmaktadır / yıldızların sonsuz çocukluğu (Balkon* )

Balina ile Mandalina
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Yapı Kredi Yayınları / 64 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz