İyi Kitap

“Karanlık bastırdığında ortalıkta dolaşmayın!..”

“Karanlık bastırdığında ortalıkta dolaşmayın!..”

Yeliz KIZILARSLAN

Çağdaş gotik edebiyatın ustası İngiliz yazar Chris Priestley, Dehşet Hikâyeleri serisinin ikinci kitabı, Kara Gemiden Dehşet Hikâyeleri’nde de tüyler ürpertici,
benzersiz öyküleriyle okurlarına korku dolu anlar yaşatacak! İki küçük çocuğun taşıdığı esrarengiz sır nefesinizi kesecek!

“Bedeninin her santimetrekaresi ızdırap içinde yanıyordu. Her yerinden kanlar akıyor, oyma dişin ve kaldırım taşlarının üzerine damlıyordu. Bacakları artık onu taşımaz olmuştu, yere düştü. Orada öylece yatarken yaşam bedeninden çekiliyordu, kollarını ve ellerini görebiliyordu, sanki dev bir bıçakla oyulup parçalanmışlardı. Artık resimdeki denizci olmadığını biliyordu. O, Oyma Şeytanı’ydı…”

Gotik romanın modern zamanlardaki ustası Chris Priestley’nin, Dehşet Hikâyeleri serisinin ilk kitabı Montague Amca’nın Dehşet Hikâyeleri’nin ardından ikinci kitap Kara Gemiden Dehşet Hikâyeleri de yayımlandı. Kara Gemiden Dehşet Hikâyeleri, uzak diyarlara yolculuk yapan denizcilerin, göçmenlerin ve yoksul ailelerin, yolculukları sırasında başlarından geçen korkunç olayları anlatan minyatür öykülerden oluşuyor. Edgar Allen Poe’yu yâd eden Oyma Şeytanı ise, romanı oluşturan ana öykünün çerçeve öykülerinden yalnızca biri.

Bu kitabında da, gotik edebiyatın duayenlerine selam gönderen Priestley, babaları tarafından zehirlendiklerini bilmeyen iki küçük çocuğun, fırtınalı bir gecede, ıssız bir handa birbaşlarına kalmalarını anlatıyor. Kısa bir süre sonra hanın kapısını çalan tekinsiz bir yabancının vakit geçirmek için anlattığı öyküler hem Cathy ve Ethan’ı oyalayacak, hem de sonunda, başlarına gelen dehşet verici olayın ardındaki sırrı çözecektir.

Gotik romana farklı yorumuyla yeni bir tat katan Chris Priestley’le romanları ve edebiyat üstüne konuştuk.

Günümüzün en iyi gotik yazarlarından birisiniz. “Montague Amca’nın Dehşet Hikâyeleri”nde,gotik ve modernite bağlamında, erken on dokuzuncu yüzyıldan geç yirminci yüzyıla kusursuz bir zamansal geçiş var. Buna katılıyor musunuz? Hoş iltifatlarınız için teşekkür ederim. Hikâyelerim, bu dönemlere duyduğum ilgimin ürünleri. On dokuzuncu ve erken yirminci yüzyıl edebiyatında, özellikle Dickens’ın, M. R. James’ın, Saki’nin ve Edgar Allan Poe’nun kısa öykülerine tutkunum.
Zira genel anlamda korku hikâyelerine eğilimliyim.

Son kalan “romantik”siniz diyebilirim. Bahsettiğiniz dönem yazarlarıyla aranızda mekânsal geçişler de var aynı zamanda, değil mi? Tekrar teşekkürler! Victorya ve Edward dönemlerinde geçen hikâyeler yazmak, bana o dönemlerin yazarları tarafından yaratılan zengin atmosferi paylaşma imkânı veriyor. Ancak öykülerimi geçmişte değil, bilinçli olarak o yazarların kurgu dünyasında kuruyorum. Bilhassa, bu yazarların anlatı mekânı olarak seçtikleri yerlere bayılırım. Mesela, “Cinler” adlı öyküm uzun yıllar önce Türkiye’ye yaptığım bir ziyaretin ürünü.

“Dehşet Hikâyeleri”ndeki birçok öykü, çocukların kederli ölüm hikâyelerini anlatıyor ve Dickens romanlarının, küçük yaşlarda çalıştırılan çocuklarını anımsatıyor. Küçük çocukların bakım ve vesayeti konusunda ne düşünüyorsunuz?

O dünyanın kusursuz atmosferini elimden geldiğince çizebilmek için on dokuzuncu ve yirminci yüzyılda geçen hikâyeler kurguluyorum. Zira bu dünyada çocuklar, uzun süre yalnız başlarına kalıyorlar ve kuşkusuz çoğu zaman sıkılıyorlar. Hikâyelerimin birçoğu, özellikle bu dönemi anlatan hikâyeler… O dönemin çocukluk deneyimlerinin yoğunluğuyla ilgili. Benim öykülerimdeki çoğu çocuk, orta sınıftan ya da üst sınıftan gelir. Çalışan çocuklarla ilgili fazla yazmadım, ama yazmalıyım.

On dokuzuncu yüzyıl romanının ana anlatı tekniklerinden biri olan “bildungsroman” (gelişim) türüyle, öyküleriniz arasında bir paralellik kurulabilir mi?

Hikâyeleriniz bir tür büyüme hikâyesi anlatıyor ama tam olarak “bildungsroman” da denilemez, zira kısa öyküler. Şunu kesinlikle söylemek mümkün: Benim öykülerimde, pek çok çocuk hatalarından ders almaz. Ama kısa öykülerle ilgili sevdiğim şeylerden biri de, öykünün nereye varacağından asla emin olamayışınızdır. Bir romanın ilk birkaç sayfasında baş kahramanın ölmeyeceğini tastamam bilebilirsiniz. Ama bir kısa öyküde hiçbir şey belli değildir.

İngiltere’nin geçmişteki ve günümüzdeki koşulları karşılaştırıldığında çocuk eğitimiyle ilgili neler söylenebilir?

Koşulların bugün, geçmişe kıyasla çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Pek çok çocuk, çok daha uzun süreli bir eğitim sisteminde eğitim alabiliyor. Tek endişem, eğitimin yalnızca sınavları geçme sistemi üzerine oturtulması. Eğitim, okul ve üniversite sonrası devam edecek bir öğrenme aşkı düşüncesiyle de ilgili olmalıdır.

“Kara Gemiden Dehşet Hikâyeleri”, ilk kitap gibi hikâye içinde hikâyelerden oluşuyor. Bu iç içe geçmiş çerçeve hikâyeler, “Binbir Gece Masalları”nı andırıyor. Böyle bir etkileşim var mı kitabınızda?

İlginç bir fikir. “Binbir Gece Masalları” aklımda yoktu bu romanı yazarken, ama neden böyle bir benzerlik kurduğunuzu anlayabiliyorum. Çerçeve hikâyeler üstüne çok fazla kafa yorarım. Mesela, eski televizyon programlarının anlatımında ya da “Gecenin Ölüsü” adlı sinema filminin girişinde de benzer bir anlatım vardı. Roald Dahl’ın 1970’lerde yayımladığı “Davetsiz Masallar”da ve Alfred Hitchcok’un ya da Rod Serling’in “Alacakaranlık Kuşağı”nda da çerçeve hikâye denilen anlatım tarzı mevut.

“Kara Gemiden Dehşet Hikâyeleri” nde denizcileri, denizciliği ve yeni dünyaya yeni umutlarla göç eden insanların öykülerini anlatıyorsunuz. Öykülerinizdeki atmosfer, Joseph Conrad’ın romanlarındaki atmosfere benziyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Harikulade, romanımda Joseph Conrad’a dair herhangi bir şeyin bulunmasına bayılırım. Conrad olağanüstü bir yazar. Ve elbette “Karanlığın Yüreği” de hikâye içinde hikâyesi olan bir öykü. Conrad, bilhassa dönüp baktığım yazarlardan biri, ancak romanlarımda özellikle etkilendiğim bir bölüm yok.

Klasik ve modern, favori yazarlarınız kimler?

Edgar Allan Poe’nun kesinlikle muazzam bir etkisi var. M. R. James de beni etkileyen bir diğer yazar. James’in hayalet öyküleri, “Montague Amca’nın Dehşet Hikâyeleri”ni yazarken sürekli aklımdaydı. Saki, üstünde uzun süre düşündüğüm bir başka yazardır. Onun, isyancı çocuklarla ilgili öyküleri de bende derin bir etki yaratır. Dickens, beni her zaman etkileyen bir yazardır. Wilkie Collins de keza öyle. Onlar, gotik anlatı dünyasında yarattıkları harika çağrışımlar nedeniyle favorilerim. 20. yüzyılın önemli Amerikan kısa öykü yazarları da güçlü bir etkiye sahip edebiyatımda. Ray Bradbury, Philip K. Dick, Richard Matheson. Ama takdir ettiğim ve edebiyatımda daha öteye varmak için beni başarıya sevk eden ve tetikleyen çok sayıda yazar var. Liste epeyce kabarık.

Ufukta yeni bir kitap var mı?

Bu ay, “Kış Ölüsü” adlı kitabım yayımlanacak. Bir diğeri ise yolda…

Kara Gemiden Dehşet Hikâyeleri
Chris Priestley
Resimleyen: David Roberts
Çeviren: Zarife Biliz
Tudem Yayınları / 216 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz