İyi Kitap

Öküzü boynuzlarından tut!

Öküzü boynuzlarından tut!

Nazan ÖZCAN

Kitabımızın adı Prensesin El Kitabı. Ama hemen telaşa kapılmayın. Hiç de bildiğiniz prenseslik kitaplarından değil bu. Mesela vasat mı vasat dört kızı anlatıyor ve bu prensesliğin en önemli kuralı, öküzü boynuzlarından tutmak!

Çok şükürler olsun, evrende çocuklarını “küçük prensesler” olarak doğurmayan ve evrendeki herkese “prenses yavrusu”nun, aman da ne kadar “prenses” olduğunu zerre bıkmadan usanmadan, döne döne anlatmayan ana babalar varmış. Bu “prenses olmayan prensesler” ne yazık ki Almanya’nın bir şehrinde yaşarmış. Sıradan kızlarmış hepsi. Kimse onların aman da ne şeker, aman da ne harika, aman da ne muhteşem, aman de ne güzel, aman da ne zeki, aman da ne akıllı, aman da ne komik olduklarını söylemezmiş. Onlar sadece Almanya’nın soğuk mu soğuk bir şehrinde oturan, 10-11 yaşlarında dört kızmış. Anni, Missy, Elina ve Teresa. Üstelik aileleri de öyle aman da pek muhteşem, aman da pek zengin ve aman da pek kültürlü değilmiş. Orta sınıf bile değillermiş. Hatta, allah evlerden uzak etsin, fakir ailelerin kızlarıymış bu ufaklıklar. Bizim memleketteki gibi, “kutsal aile” çocukları bile değillermiş.

“VASAT” KIZLAR

Şöyle ki: Missy hep üzgün bir kız, çünkü annesi ardında hiçbir iz bırakmadan sırra kadem basmış ve o da ikinci el kitaplar satan babasıyla yaşıyor. Ee, doğal olarak, 10 yaşındaki bir kız çocuğu için biraz erken olgunlaşmak durumunda kalmış. Yani aklı başında ama hüzünlü bir kız çocuğu. Elina’nın ise korkunç büyük bir ailesi var. Anne baba, erkek kardeşler, halalar, teyzeler, dayılar, amcalarla azıcık çatlak bir evde yaşıyor. Hele de o kış ailenin son derece büyük bir sorunu var. Bildiğiniz gibi bir sorun değil ama. Çünkü Mavi Ay ölmek üzere. Mavi Ay, Rusya kökenli ünlü bir gül cinsi ve Elina’nın amcası Yakov, bu gül sayesinde ailenin zengin olacağını umut ediyor. Eh, aile umudu bir güle bağladıysa, takdir edersiniz ki maddi durumu da pek hayra alamet değildir. Terasa, evden kaçmış, üç kızın olduğu şehre pat diye gelerek halasının yanına yerleşmiş ama kaçtığını, daha doğrusu neden kaçtığını, en başta kızlara bile söylemiyor. Ve Anni de tekerlekli sandalyede oturan bir kadınla ardında bir paket mektuptan başka hiçbir şey bırakmamış bir adamın kızı. Yani aslında bakarsanız, her biri bırakın özel olmayı, “vasat” bile sayılır. Amma velakin, onlar aslında birer prenses. Yani en azından prenses gibi davranırlarsa, o sıkıcı hayatlarından bir nebze kurtulacaklarını hayal ediyorlar. Elbette ki çocukluğun ve naif kız çocukluğunun saf ve samimi aklıyla.

BAŞ BELASI ATKUYRUKLULAR

Bu oyunu akıllarına getiren sağlam bir sebepleri de var elbette. Ama bir dakika, sebepten önce kızların başındaki “berbat” derdi söylemeliyiz. Ana babalarının “tam prenses” olarak yetiştirdikleri Atkuyruklular. Sınıflarındaki beş altı kişilik “orta sınıf” prensesçikleri, hep pastel renkler giyip burunlarından kıl aldırmadıkları gibi, bizim tatlı kızları da hor görüyorlar. Tamam, belki bizim tatlı kurabiyeler hep gri renkte elbiseler giyiyorlar ama ruhları asla gri filan değil ki! Hatta diğer birbirinin kopyası kızlardan daha gerçek ve daha eğlenceliler. Üstelik kimseyi de aşağılamıyorlar. Bu kadar da akıllılar. İşte o iyi kalpleri ve akıllarıyla, buldukları sekiz sayfalık bir kitap, “Prensesçilik” oyunlarında onlara rehberlik ediyor.

Missy’nin babasının dükkânında buldukları Prensesin El Kitabı’nın sekiz sayfası kızlarımızın hayallerini genişletmesine yarıyor. “Belle von W., Şanghay 1942 – Bremerhaven 1946, Dünya çapında baskısı 1 adet” olan kitap, kızların kutsal kitabı oluyor ve kitabın tamamını bulmaya yemin ediyorlar. Yemini içten ettiklerinden mi bilinmez, kızlar sekiz sayfanın içinde yazanları yapıp haza birer prenses hanım olmaya çalışırken, hayat da onlara sürprizlerini sunmaktan imtina etmiyor. Bir gün, eczaneden gülsuyu almaya gittiklerinde, tam da kitaptaki bir cümleyi harfi harfine kuran esrarengiz bir kadınla karşılaşınca kızların ortak arkadaşlık hikâyeleri tadından yenmeyecek hâle geliyor.

Hilke Rosenboom’un Prensesin El Kitabı, yazarın kızlardan biri için yazdığı şu cümlelere cuk oturuyor: “Annem benim ruhsal bir klima aletine benzediğimi söyler durur. İnsanların havasını değiştiriyor, onları yatıştırabiliyor, keyiflerini yerine getirebiliyormuşum”. İşte kitap da tam böyle. Kitaptaki prenseslik kurallarına gelince, bir sürü şey söylenebilir ama en önemli kural şu: “Öküzü boynuzlarından tut!”

Prensesin El Kitabı Hilke Rosenboom Resimleyen: Fransizka Harvey Çeviren: Dilek Zaptçıoğlu İletişim Yayınları, 141 sayfa

Prensesin El Kitabı Hilke Rosenboom Resimleyen: Fransizka Harvey Çeviren: Dilek Zaptçıoğlu İletişim Yayınları, 141 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz