İyi Kitap

“Ben Ali, her şeyi bütün açıklığı ile hatırlıyorum.”

Anlatılan şeyden ziyade nasıl anlatıldığıyla ilgilenen bir okur olarak öykülerin dili üzerinde ayrıca durmak istiyorum. Zira söz konusu edilen meselelere uygun bir dil var öykülerde. Kahramanlar ve kavramlar birbiriyle çelişmiyor.

Yazan: Burcu Yılmaz

Toplumsal içerikli çocuk kitaplarını okurken takıldığım kimi şeyler var: Metin zararsız hâle getirilmiş mi? Kıssadan hisse var mı? İyi ve kötü keskin sınırlarla ayrılmış mı? Elimdeki kitap bu üç sorudan en az birine “evet” karşılığını veriyorsa koltukta baş aşağı dönüyor ve fena şeyler mırıldanmaya başlıyorum. Sözcükler tehlikeli olabilir ama “arındırılmış” bir metin, tahmin edilebilirliği ve elinde tuttuğu cetveliyle görünür olanı görünmez kılabilir. Bırakınız kimi “sert” şeyler, çocuklara ve size çarpsın ve sizi arkanızdan dürten bir cetvelle değil de “gerçek” bir şeyle metnin gösterdiği yöne bakın.

Kırlangıç Zamanı’na, yazarı Ahmet Büke’den ötürü olacak, “Ahh, işte yine dersler, bildik şeyler,” önyargısıyla yaklaşmadım. Ahmet Büke kendiliğinden, açık ve sakin anlatımıyla daha ilk baştan sevdiğim yazarlardan olmuştu. Çocuklar için yazarken de bambaşka bir üsluba bürüneceğini düşünmedim hiç. Pek de yanılmadım, diyebilirim.

Kırlangıç Zamanı çocuk işçiler, yoksulluk, savaş, göç, kız çocuklarının eğitimi, cinsiyet eşitsizliği, iş kazaları, ölüm gibi bırakın çocuklar için yazılmış bir metni, yetişkin edebiyatında dahi işlenmesi maharet isteyen kavramları omurgası sağlam, dili incelikli kısa öykülerle ele alıyor. Tüm bu yıkımlar arasında daima umut ve dolayısıyla hayal gücü var ama. Konularını bir büyüğün gözünden çocuklara aktarmaktansa çocukların gözünden çocuklara -ve büyüklere- anlatabilmesi öykülerin daima nahif bir yan bulundurmasının yanı sıra karakterlerin ve anlattıklarının inandırıcılığını da artırıyor. Her şey tam da olması gerektiği gibi, tam da olması gereken tonda akıyor. Bir röportajında “Çocuk edebiyatı için zor konular var: Ailelerin parçalanması, ebeveynlerin işsiz kalması, savaş, mültecilik, ölüm gibi. Bu konuları, elbette çocuklar için yazdığımızı unutmadan, yazmamız gerekiyor. Yani çocuklar için, ‘meseleleri mesele etmezsek mesele kalmaz,’ deme şansımız yok çünkü bunların bolca yaşandığı bir dünyaya geliyorlar. Mutlaka her yazar bunlara değinmek zorunda, demiyorum elbette ama birileri bunun için zaman zaman kafa yorabilir, diye düşünüyorum.” diyen Büke, Kırlangıç Zamanı’yla söylediklerinin hakkını vermiş. Yazarın, kitabını Orhan Kemal ve on üç yaşında ölen mevsimlik işçi Berivan Karakeçili’ye ithaf etmesi kitabı bütünleyen ve Büke’nin duyarlılığını gösteren bir tutum.

Öte yandan, çizimlerin metnin ruhunu yansıtabildiğini söyleyemeyeceğim. Karakterler üzerinde biraz daha duramaz mıydı acaba çizer? Kitabı okurken öykülere daha uygun, daha özgün ve biraz daha az donuk karakterler yaratılamaz mıydı acaba diye düşündüm… Bütün çizimlerde aynı renk paletinin kullanılmasını ise metinlerin ortaklığını düşününce, güzel bulduğumu söyleyebilirim. Keza kırlangıç zamanının hissettirdiği iyi niyetli ve umutlu şeyleri yansıtan kapak tasarımını da…

BURADA KAÇ KIŞIYIZ?
Anlatılan şeyden ziyade nasıl anlatıldığıyla ilgilenen bir okur olarak öykülerin dili üzerinde ayrıca durmak istiyorum. Zira söz konusu edilen meselelere uygun bir dil var öykülerde. Kahramanlar ve kavramlar birbiriyle çelişmiyor. Her kahramanın dili, dünyasına uyuyor. “Zeytin Çiçeklerine İnanın”da savaş nedeniyle evlerini terk eden ve savaştan evvel beş kişi olan bir ailenin üyesi Ali’yi dinlerken tekrarlı, basit ve tam da bu nedenle vurucu bir dille karşılaşıyoruz mesela. Bu üslup bana bir yandan kutsal metinleri bir yandan destanları anımsattı. Bahsettiğim metinlerin başlıca temalarını düşününce yazarın, “Zeytin Çiçeklerine İnanın”da seçtiği bu şiirsel dilin, konuya ne kadar uygun olduğunu anlayacaksınız. “İki Mektup”ta mevsimlik işçi Sidem’in mektubunu okurken o yaşlarda öğretmenlerinize, arkadaşlarınıza yazdığınız mektupları anımsarsınız belki siz de. Ve ne kadar da benzer cümleler yazdığınıza, saflığınıza şaşarsınız. Berivan Karakeçili’nin anısına yazıldığını sandığım bu öykünün, bir önceki öykü “Denizcinin Hası Kimdi”ye göndermede bulunması veya Bir Şeftali’nin, Behrengi’nin masalıyla nasıl da ilişkilendiğini görmek başka bir şeyi daha düşündürüyor okura: Hepimiz burada, aynı yerdeyiz aslında ve birimiz giderken öbürümüz gelir.

Kırlangıç Zamanı
Ahmet Büke
Resimleyen: Mert Tugen
Can Çocuk, 68 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz