İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Geçmiş ile geleceğin buluşması

Teknolojik gelişmeler iletişim biçimlerini de değiştiriyor. Yazılı haberleşme biçimi olarak kısa mesajları ve e-postaları tercih ediyoruz. Postadan bize resmi belgeler geliyor sadece, yakında buna da gerek kalmayacak.

Yazan: Sanem Erdem

Hayat dijitalleştikçe kimi alışkanlıklar giderek kayboluyor. İşlerimizi, ödevlerimizi bilgisayarlarda yapıyor, notlarımızı bile bilgisayarlara (ya da bilgisayar işlevi gören cep telefonlarımıza) kaydediyoruz. El yazısını henüz bırakmadık ama sonraki nesillerde, dijital olmayan kâğıt-kalem ile yazı yazmak sadece bir sanattan, zevk için yapılan bir eylemden ibaret olacakmış gibi görünüyor.

Teknolojik gelişmeler iletişim biçimlerini de değiştiriyor elbette. Yazılı haberleşme biçimi olarak kısa mesajları ve e-postaları tercih ediyoruz. Postadan bize resmi belgeler geliyor sadece, yakında buna da gerek kalmayacak. Kişisel mektuplar yazılmaya devam ediyor belki, ama zorunlu durumlarda ya da sadece tercih sebebi olarak varlıklarını sürdürüyorlar artık. Öğrenciler ders sırasında birbirlerine notlar yazıyorlar mı hâlâ, yoksa telefondan mesajlaşarak mı dersi kaynatıyorlar diye merak ediyorum.

Hanzade Servi, dijital çağın çocuklarına mektuplaşma kültürünü anlatmak için Sevgili Hiç Tanımadığım Çocuk adlı romanı kaleme almıştı. 2016 yılında yayımlanan romanda, on yaşındaki Baler Işık’ın öğretmeni, ödev olarak ondan, İstanbul’daki bir kıza mektup yazmasını istemişti. Ancak o, bunu yapmak istemediği için, hiç tanımadığı bir çocuğa mektup yazıp bir ağacın kovuğuna bırakmıştı. Ağaca bırakılan mektuba cevap aldığında ise sürpriz bir arkadaşlığın ilk tohumları atılmıştı

Mektup Ağacı, Baler’in hikâyesine üç yıllık bir arayla devam ediyor. Avustralya’ya taşınan ve orada doğal yaşam belgeseli çeken Baler ve ailesi, üç yılın sonunda Türkiye’ye, eskiden yaşadıkları Koşandere kasabasına geri dönme kararı verirler. Avustralya’da yaşarken sosyal medyada epey ün kazanan Baler, yeni doğan kardeşi Kavanoz’a, onun yüzünden geri döndükleri için içerlenmektedir. Bir yandan seksen
altı yaşında bir kadın olduğunu sonradan öğrendiği mektup arkadaşı Meneviş’in ve babaannesinin vefat etmelerini kabullenmeye çalışırken yeni düzenlerine de alışmakta zorlanmaktadır. Uzakta olduğu üç yıl boyunca sadece İnternet aracılığıyla görüştüğü dostlarıyla arkadaşlıklarına kaldıkları yerden devam ederken, İstanbul’daki mektup arkadaşı Tayra’nın, LGS’ye hazırlanmak için sosyal medyadan uzak
durduğu disiplinli programına anlam veremiyordur. Avustralya’dayken yaptığı doğal yaşamla ilgili paylaşımlarına artık devam edemese de takipçileri onu bırakmamaktadır, hatta onu sinir eden bir de trol edinmiştir. Büyüme sancılarına bir de bu değişikliklerin eklenmesi Baler’i zorlamaktadır, ancak karşısına çıkan sorunları çözmek için küçük maceralara atıldıkça keyfi yavaş yavaş yerine gelmeye başlar. Tayra’nın ona gönderdiği hediyenin izini sürerek; ağaç kovuğuna mektup bırakan gizemli çocuğu bulmaya çalışarak; Meneviş’in anısına heykel diktirmenin yollarını arayarak geçirdiği süre zarfında arkadaşları ve ailesi ile ilgili sorunları da çözüme kavuşur.

Ölüm ile doğumu, yeni teknolojiler ile eski gelenekleri bir araya getiren roman; Baler’in antikacıda Meneviş’e ait çocukluk resimlerini bulması ve Meneviş’in evinin kaçış evi yapılması gibi yan olaylar ile okuru, geçmişe saygı duyma konusunda düşünmeye sevk ediyor.

Baler’in üzüldüğü şeyleri mor ejderha ile beyaz pire arasında bir üzüntümetre ile ifade etmesi, herkese yaratıcı isimler takması, akıllarda yer etmek isteyen Dağhan’ın her durum için farklı kelimeler uydurmaya çalışması, ilk gençlik çağlarındaki çocukların kendi seslerini, kendi dillerini bulma çabasını yansıtıyor. Romanın bu karakterlerle yaşıt bir üslubu var, bu durum yetişkin karakterleri de komik ve eksantrik bir havaya sokarken, ölüm gibi ağır konuların daha kolay ele alınmasını sağlıyor.

Günümüz çocuklarının maruz kaldığı sanal zorbalık da bu kitapta ele alınmakta. Paylaşımlarına nefret dolu yorumlar bırakıp “bulaşıcı mutsuzluk dalgası” yaratan kişiye canı sıkılan Baler’in, en sonunda ona nefretinin nedenini sorması ile durumun aslında bir yanlış anlamadan ibaret olduğu, kalbi kırılan bir arkadaşının tepkisini bu şekilde gösterdiği ortaya çıkıyor. Bu kitaptaki zorbalık hikâyesi gerçek hayatta yaşananların yanında çok masum kalsa da insanlar arasında açık ve net iletişimin ne kadar önemli olduğuna dair faydalı bir örnek oluşturmuş.

Mektup Ağacı’nın yazarı Hanzade Servi, öykü ve romanları ile çeşitli ödüllere layık görülen, üretken bir yazar. Yetişkin-çocuk ayrımı yapmadan “her yaştan ruhlar” için eserler verdiğini ifade eden Servi’ye bu kitabında çizimleriyle Berk Öztürk eşlik etmekte. Mektup Ağacı, ilk kitap Sevgili Hiç Tanımadığım Çocuk’tan bağımsız olarak okunabilir, ancak ilk kitaptaki olaylara yapılan referanslar ilk kitabı okuyup
hikâyenin başını öğrenme isteği uyandırıyor. Hanzade Servi de kitabın başında okura bir mektup yazarak hikâyenin başlangıcına dair bilgi veriyor, ama tabii ilk kitabı okumamanın okurda bazı yan etkilere yol açacağı uyarısını da ekliyor.

Sevgili Hiç Tanımadığım Çocuk-2
Mektup Ağacı
Hanzade Servi
Resimleyen: Berk Öztürk
Tudem Yayınları, 192 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.