İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Bir asır, iki çocuk ve mektubun içinden çıkıveren zaman makinesi

Adrien ve Hadrien, mektuplarıyla kendi çağlarının dışında bambaşka hayatlara dokunduklarını; bu hayatları değiştirdiklerini, etkilediklerini fark etmeye başlıyorlar.

Yazan: Deniz Poyraz

Çağdaş zamanların dijital dünya düzeninde postacılar mektup getirmez oldular artık. Genellikle İnternet siparişlerimize, ek kartlarımıza veya faturalara açıyoruz çalan kapı zillerini. Oysa bir vakitler mektup yazmak özlediğimiz dostlarımızla, öte diyarlarda yaşayan hısım akrabamızla hasret gidermenin -monolog biçiminde de olsa- yegâne yoluydu. Kim ne derse desin, adınıza yazılmış bir mektubun özel hissettiren bir yanı, tılsımlı havası vardı şüphesiz. Şimdi birkaç saniyeliğine gözlerinizi kapatın ve sahiden de bir mektup aldığınızı hayal edin. Hem de sizden yüz yıl önce yaşamış kuzeninizden… Biri “Bu nasıl mümkün olabilir?” mi dedi? Eh, tılsımlı mektup dedik ya!

Geçtiğimiz aylarda Kuraldışı Yayıncılık etiketiyle Zamanın Ötesinde Bir Dostluk Hikâyesi alt başlığıyla yayımlanan 14-14 adlı roman tam da böyle bir mektup hadisesiyle selamlıyor okurunu. Yazar Silène Edgar ve Paul Beorn’un birlikte kaleme aldıkları 14-14, yirminci ve yirmi birinci yüzyılların başını birbirine teyelleyen bir arkadaşlık hikâyesi sunuyor okuruna. Kahramanlarımız Hadrien ve Adrien -aralarında her ne kadar bir sessiz harf ve bir asırlık zaman farkı da olsa- birbirlerinden yirmi kilometre uzakta yaşayan on üç yaşında iki çocuk. O yaştaki pek çok çocuk gibi, okulda, evde ve aşk hayatlarında zorluklarla, sıkıntılarla karşı karşıyalar. Fakat bu iki çocuğun kaderi gizemli bir şekilde kesişiyor ve birbirleriyle mektuplaşmaya başlıyorlar. Bu esnada dertleşiyor, duygularını, düşüncelerini paylaşıp yakınlaşıyorlar. En yakınlarıyla bile paylaşmaktan çekindikleri meseleleri birbirlerine rahatlıkla anlatıyorlar. Fakat hikâye ilerledikçe aralarında sadece birkaç kilometre değil koskoca bir asır olduğunu, dolayısıyla hiçbir zaman yan yana gelemeyeceklerini fark ediyorlar: Çünkü Adrien 2014’te, Hadrien ise 1914 yılında yaşıyor…

Mezarlığın ortasında bembeyaz küçük bir şapelin bahçesinde açılıyor hikâye. Adrien’ın, sevdiceği Marion’a evlenme teklif ettiği yerde. Pekâlâ, o zaman beş buçuk yaşındaydılar ama aradan yıllar geçti diye Marion bunu unutmuş olamaz. Birazdan Marion da köşede belirecek ve dünya Adrien için bambaşka bir yer olacak. Hayat boyu sevgili olacaklar, bu Adrien’a bir ömür yetecek… Oysa Marion yerine Marion’dan bir mesaj geliyor telefonuna: “Yıl başını Franck’larda kutladık, beni öptü! İnanabiliyor musun? Seviyorum onu, öyle yakışıklı ki. Sana her şeyi anlatacağım sevgili Adrien.” 

Küçük yıldızlar dans ediyor Adrien’ın tepesinde, başı dönüyor, boğazına koca bir yumruk gelip oturuyor. Tanıdığı bütün Franck’leri gözünün önüne getirmeye çalışıyor. Hafızasının ucuna biri takılıyor yalnızca: Bu çocuk da en az on beş yaşında. Uzun perçemi alnına düşen, mavi gözlü, iri yarı, sarışın oğlan. Konuşmaya başlayınca herkesin kulak kesildiği tip. Komik olsun olmasın yaptığı her şakaya herkesin kahkahayı bastığı oğlan. Kaldırımın ortasında elini kolunu kocaman açarak yürüyen, her kutlamaya çağırılan, otoritesini hemen kabul ettiren, hep marka giyen çocuk. Adrien’ın asla olamayacağı biri gibi yani. On beş yaşında biriyle, henüz on üçünü bile bitirmemişken nasıl kapışabilirsin ki?
Hikâyenin diğer kahramanı Hadrien ise bambaşka bir aşkın girdabında. 1914’ün zorlu günlerinde, yoksul yaşantısının ortasında tutunduğu tek şey, güzeller güzeli Simone’nun sevgisi. Yüzünün çevresinde kahverengi bukleler dans eden bu kız, kuzeni Adrien’ın Marion’u kadar havalı değil belki; ama oldukça zeki, üstelik saf bir melek kadar da temiz kalpli. Dikiş onun için bir tutku, eski kıyafetlerden yepyeni giysiler üretmeye adamış kendini. Birinci Dünya Savaşı’nın ayak seslerinin duyulmaya başladığı çağda, Hadrien’ın küçük dünyasında bin bir türlü problem var. En önemlisi, liseye devam etmesini istemeyen bir baba. Hadrien ortaokuldan sonra da öğrenimini sürdürmek, hayata dair daha çok şey öğrenmek istiyor. Jules Verne’ın romanlarındaki gibi modern makineler yapmak için teknik resim eğitimi almak mesela. Sonra Alexandre Dumas, Emile Zola okumak… Oysa çocuğun bu hayalleri, babası için gerçekten katlanılmaz şeyler. Bazen Hadrien bir köşede sessizce kitap okurken gelip mumu söndürdüğü bile oluyor adamın. Öyle ya, Hadrien okumaya devam eder ve liseye giderse çiftlikle, bahçeyle, hayvanların bakımıyla kim ilgilenecek? 

Başta da belirttiğimiz gibi, belki Dumas veya Zola gibi değil ama H. G. Wells’in Zaman Makinesi kitabındaki gibi bir şey gerçekleşiyor. Adrien ve Hadrien, mektuplarıyla kendi çağlarının dışında bambaşka hayatlara dokunduklarını; bu hayatları değiştirdiklerini, etkilediklerini fark etmeye başlıyorlar. Daha bir şevkle tutunuyorlar birbirlerinin dostluğuna. Kitabın sonlarına doğru gönül işleri yerini daha kritik meselelere bırakmaya başlıyor. Adrien Birinci Dünya Savaşı’nın çok yakında çıkacağı konusunda Hadrien’ı ikna etmeye ve ona güvenli bir sığınak bulmaya çabalıyor. Silène Edgar ve Paul Beorn’un keyifli romanı 14-14 , ritmini ve merak unsurunu bir an bile yitirmeden her iki çağ arasında mektup mektup gidiyor, geliyor… Keyifli okumalar. 

14-14 Zamanın Ötesinde Bir Dostluk Hikâyesi
Silène Edgar – Paul Beorn
Türkçeleştiren: Alev Er
Editör: Seda Kostik
Kuraldışı Yayınları, 336 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.