İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Aynanın İçinden-HAFİZE ÇINAR GÜNER

“Yazmanın belki de ilk şartı iyi bir okur olmak”

Söyleşi: Elif Şahin Hamidi

Çok küçük yaşlardan beri günlükler tuttuğunuzu ve kendinizi yazarak ifade ettiğinizi biliyorum. Potansiyelinizi keşfettiğiniz ilk zamanlardan başlayarak kendinizi gerçekleştirme ve geliştirme yolculuğunuzdan bahseder misiniz? 

Atölyelerimde oluşturduğum oyunlar, öyküler benim için sıradan şeylerdi ve bunları oradaki çocuklarla paylaşmak da yeterince tatmin ediciydi. Yazdıklarımı başkalarıyla paylaşma fikri ilk olarak “Yaratıcı Drama Atölyeleri” ve “Eğitim İçin Tiyatro Uygulamaları” kitaplarımla oldu. Çocuk edebiyatını yakından takip eden ve bu işin hocalarından da dersler almış biri olarak, “yazan” ile “yazar” olanın ayrımını ve nitelikli bir çocuk edebiyatı yapıtının ölçütlerini iyi biliyordum. Bu yüzden temkinli davrandım ama ilk yayıncım ve eşim bendeki potansiyeli gördüler. 2018 yılı ise benim için bir dönüm noktası oldu. Kendime daha çok güvenmeye ve üretmeye başladım. Ama biliyorum ki daha yolculuğumun çok başındayım.

Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Öğretmenliği mezunusunuz ve “çocuk”, “çocuk dünyası” hep hayatınızın merkezinde olmuş. Yirmi yılı aşkın bir süredir çocuklar için ve çocuklarla birlikte üretiyor, yaratıyorsunuz. Resimli kitapların, çocuk edebiyatının içine yuvarlanmanız kaçınılmazmış diye düşünüyorum. Ne dersiniz?

Evet, sanırım kaçınılmazmış. Ancak çocukların içinde olmak kadar, hayata onların gözünden bakabilmek de önemli. Her sabah gelip camınıza ön patilerini sürten bir kediye, mama isteyen arsız bir sokak kedisi ya da camınızı kirleten bir yaramaz olarak bakmanız da mümkün, her sabah sizin için özel bir tablo yapan ressam bir kedi olarak görmeniz de…

Yaratıcı drama ve tiyatro öğretmeni olarak sürekli çocuklarla birliktesiniz ve yine onlar için kitaplar kaleme alıyorsunuz. Dolayısıyla “yaratıcılığı” hep diri tutmak ve farklı alanlardan beslenmek gerekiyor sanırım. Hâl böyle olunca da tiyatro metinleri, masallar, öyküler, oyunlar, çocuk kitapları ve çocuk kitaplarıyla ilgili köşe yazıları ortaya çıkıyor. Çocuklar için yazmanın/üretmenin, bu işi yapan kişiyi sürekli güncel ve gelişime açık tutan yanı üzerine neler söylersiniz? 

Çocuklar yetişkinlerden farklı olarak ihtiyaçlarından çok istekleriyle hareket ederler. Onlar için haz ve arzu öndedir. Hayattan onlar gibi haz almak, öğrenmeye arzu duymak, merak etmek, denemek için cesaret göstermek ve umut etmek sizi güncel ve gelişime açık tutabilir. Tüm bunlarla beraber, sadece çocuklar için yazmadığınızı da bilmeniz gerekir. 

Sanat ve oyun yoluyla öğrenme/öğretme, çocukların hayal dünyalarını baltalayan, sorgulayan zihinlerini budayan, ezbere ve daha çok test çözmeye dayalı günümüz eğitim sisteminin eksiklerini telafi etmeye de yarayabilir mi? Nasıl bir öğrenmedir sanat ve oyun yoluyla öğrenme? 

Maalesef biz gelişmekte olan bir ülkeden, daha az gelişmiş bir ülke olmaya doğru gidiyoruz. Hâlbuki tarihimize baktığımızda öyle güzel örnekler var ki. Şu an Cumhuriyet dönemindeki İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun yaptıklarının bile gerisindeyiz. Baltacıoğlu, okullarda tiyatroyu, sanatı bir eğitim aracı olarak kullanma konusunda son derece özgün ve önemini günümüzde de koruyan fikirler üretmiş, hatta uygulamasını da yapmış. Ancak kendisinden sonra sistematize ettiği bu görüşler maalesef yürütülememiştir. Neden mi? Köy Enstitüleri ve Halkevleri neden kapatılmışsa o sebepten! Doksanlı yıllarda başlayan ve benim de gelişimine şahitlik ettiğim yaratıcı drama, bu anlamda büyük bir heyecan yaratmıştı. Kendi bünyesinde resim, edebiyat, dans, müzik, tiyatro gibi pek çok sanatın öğrenmede araç olarak kullanılacağı bu formu, çocuğun anadili olan oyunla ve disiplinler arası sanat yoluyla öğrenme fırsatı sunuyordu. Ancak şimdilerde sadece belli kalıplardaki uygulamalara ve gösteri çıkartmaya indirgenen yaratıcı drama, bu sistemde sömürülüp bir kenara bırakıldı. Sorunuzun yanıtına dönersek, günümüz eğitim sisteminin tamamen değişmesi gerek!

“İyi ki Varsın Tilki Toni” ve “İda ve Mila” adlı seri kitaplara da imza attınız. Çocuklar ve gençler seri kitapları neden seviyor? Öte yandan seri kitaplar yazmak, yazar açısından ne gibi avantajlar ve dezavantajlar barındırıyor sizce?  

Her ikisi de en başından seri olarak tasarlanmış, yazılmış ve editörlere bu şekilde sunulmuştu. Yani ilk kitap çıktıktan sonra, haydi bunu seri yapalım gibi bir durum söz konusu olmadı.  Hatta “İyi ki Varsın Tilki Toni” serimin ilk iki kitabı aynı anda yayımlanmıştı. Bu yüzden basılan ve sevilen bir öykünün devamını yazmaya dair zorluklar yaşamadım. Çünkü böyle bir durumda ilk kitaptaki başarıyı yakalayamamak gibi bir kaygı ortaya çıkabiliyor. Çocuklar tanıdığı, sevdiği, özdeşim ve bağ kurduğu karakterlerin yeni serüvenler yaşamasını isterler.  Burada da yazara karakteri deforme etmeden geliştirmek, yeni ama bir önceki gibi lezzetli öyküler kurgulamak düşer. 

“İda ve Mila” demişken, sizi yakından takip edenlerin bildiği üzere İda oğlunuz, Mila da onun hayali arkadaşı. Anne olmak, İda, Mila ve diğer hayali arkadaşlar size ve yazınınıza neler kattı? 

Üç kitaptan oluşan “İyi ki Varsın Tilki Toni” serimi anne olmadan yazmıştım ve serinin ilk iki kitabı oğlum doğmadan yayımlandı. İda doğduktan sonra iki yıl hiçbir şey yazmadım. Sonrasında ise ardı ardına resimli kitaplarım yayımlanmaya başladı. Şüphesiz ki onunla beraber üretkenliğim arttı. Anne olunca kendinizi yeniden icat ediyorsunuz. Oğlum doğduğu andan itibaren onunla o kadar çok kitap okudum ki… Okuduğum tüm o güzel kitaplar beni besledi. Yazmanın belki de ilk şartı iyi bir okur olmak.

En son Bahara Merhaba adlı kitapla minik okurlarınızın karşısına çıktınız. Cansu Dinç’in resimlediği bu kitapta, baharın gelişi yogayla selamlanıyor ve doğanın bir parçası olduğumuzu hatırlıyoruz. Çocuklarla atölyeler yapmaya, masal aracılığıyla yoga yapmaya, doğaya kucak açmaya vesile olabilecek bu kitap üzerine konuşabilir miyiz? 

Günümüz modern dünyasında büyük şehirlerde yaşayanlar olarak gitgide doğadan uzaklaştık. Ajandalarla yaşayan yetişkinler dünyasından çocuklar da paylarını aldılar. Her ânı planlı yaşamaya ve hıza ayak uydurmaya zorlandılar. Hafta içi tam gün okuldalar. Hafta sonları ise kurstan kursa koşturuluyor ya da etkinliğe boğuluyorlar. Akla önem verdiğimiz ama duyguya yer vermediğimiz çağda “başarı” çok öne çıkarıldı. Doğanın bir parçası olduğumuzu unuttuk. Yaşadığımız pandemi ise bize bunu acı bir şekilde hatırlattı. Bahara Merhaba adlı kitabımı da bu süreçte yazdım. Aslında çok uzun zamandır çocuk yogasıyla edebiyatı birleştireceğim bir kitap yazmak istiyordum ama bir çıkış noktası arıyordum ve yaşadığımız bu durum bana ilham oldu diyebilirim.

Sıkıcı bir yetişkine dönüşmemek, içimizdeki çocukla aramızı iyi tutmak için ne yapmalı? Çocuklar için yazan biri olarak sizin nasıl bir iletişiminiz var içinizdeki çocukla, neler fısıldıyor size?

Aylaklık etmemi söylüyor.

Yazmakla yetenek ve çalışma arasındaki bağ hakkında neler söylersiniz? Ne kadarı alın teri, ne kadarı yetenek sizce? Öğretilebilir bir şey mi yazarlık? Yazmak isteyen çocuklara ve gençlere neler tavsiye edersiniz? 

Yazmak büyük bir emek ve özveri gerektiriyor. Elbette yazının matematiğini, kurgu yapmayı, karakter yaratmayı ve daha bunun gibi pek çok şeyi bilmek gerekiyor. Ancak bunları bilmek de yetmiyor. Sanat, yaşamı anlamlandırabilme ve yeniden üretebilme çabası olduğu için yaşama dair söyleyeceklerinizin olması gerekiyor. Yazmak isteyenlere ilk tavsiyem yazmaya başlamaları olacaktır.  

Yazmak için nasıl bir ortama ve düzene ihtiyaç duyuyorsunuz? Çalışma masanızı sözcüklerle resmeder misiniz?

Doğrusunu söylemek gerekirse bir çalışma masam yok. Evimizin her yeri benim için bir çalışma alanı olabiliyor. Yazmak için zamanım o kadar kısıtlı ki özel bir ortam ya da alan arama veya düzenleme lüksüm yok. Sessiz bir ortamda yazabiliyorum. Kahve ise vazgeçilmezim.

Şimdilerde neler yapıyorsunuz? Üzerinde çalıştığınız bir çocuk kitabı/yeni projeler-atölyeler var mı? 

Farklı yayınevlerinden beş kitabım yayıma hazırlanıyor. Kimisi editörlük aşamasında, kimisi de çizim aşamasında. Bu kitaplar dışında şu an üzerinde çalıştığım bir resimli kitap dosyam var. Yaratıcı drama kitabımı yeniden ele almayı da arzu ediyorum. Her ay farklı bir platformda en az bir atölye yapmaya gayret ediyorum. Bu sonbahar TÜBİTAK’ın desteğiyle gerçekleştirilen Çocuk Kütüphanelerindeki Vizyoner Dönüşüm Projesi’nde yer alacağım. Kadıköy Belediyesi Moda Gönüllü Evi bünyesinde kurduğumuz Moda Çocuk Kitaplığı’nın gönüllü olarak koordinatörlüğünü yapıyorum.

 

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.