İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Deniz hiçbir şeyi götürmüyor

Büyük Orkestra, yaşamdaki uyumu anlatırken “orkestra”yı bir metafor olarak kullanıyor ama bir yandan da gerçek bir orkestradan bahsediyor. Sima Özkan, bu ikisini birlikte çok rahat bir biçimde harmanlamış.

Yazan: Sema Aslan

Sima Özkan’ın yazıp Damla Akyürek’in resimlediği Büyük Orkestra, bir göç hikâyesi gibi başlıyor başlamasına ama asıl hikâyenin her koşulda ve hep “doğa” olduğu vurgusuyla tamamlanıyor. Kitaplarında ana izleği doğa olan; yazdıklarıyla, okurlarını, doğayı daha yakından izlemeye, tanımaya ve onunla dayanışmaya davet eden Sima Özkan, Büyük Orkestra’da da aynı izleğin peşinden gidiyor. Kitap, ana kahramanı Doğa’nın ağzından, onun günlüğüne yazdığı satırlardan okuduğumuz bir yaz dönemini anlatıyor. Ama o yaz döneminden öncesi, bir göç hikâyesi.

İstanbul’un Kadıköy ilçesinde yaşayan Doğa, 5’inci sınıfın son gününde cebinde anahtarı olduğu hâlde her zamanki gibi kapıyı çalar. Evde kimseyi beklemezken karşısında annesini bulur. Eh, hâliyle şaşırır. Bu arada iyi bir karne getirdiği için heyecanlıdır. Belki okulun son günü olduğu belki karne heyecanı belki de annesinin evdeki sürpriz varlığı nedeniyle dikkati de biraz dağınıktır. Dağınık olmasa, açık seçik ipuçlarını rahatlıkla takip edebileceğini varsayabiliriz. Ne de olsa kitabın sadece esas kızı değil, anlatıcısı da Doğa. Oysa annesinin ıslak gözlerini, coşkudan uzak ruh hâlini, çoktan toplanmış çantaları, hazırlanmış kolileri… hiçbirini fark etmez. Parçaları birleştirmek yerine, hemen o gün, okulun kapandığı gün yani, tatile, Bozburun’a gideceklerini düşünerek tatil çantasını hazırlamaya koyulur. Neden sonra bu gidişin birkaç günlük gidişlere benzemeyeceğini, doğduğu ve büyüdüğü evi tamamen terk etmek üzere olduklarını anlar. İstanbul’dan Bozburun’a hüzünlü bir göç yolculuğu başlar.

Okul tatillerini geçirdikleri Bozburun’da yaz kış yaşamaya başlamaları Doğa için başlangıçta biraz sarsıcı olur. Tam bu anda, kendisi de evinden uzakta yaşayan Şanlıurfalı Zehra Öğretmen girer devreye; Doğa’ya Tomris Uyar’ın Gündökümü kitabını anlatır, çocukluğunda tutmuş olduğu günlüğü gösterir ve Doğa’ya da yaz tatilinde günlük tutmasını önerir. Büyük Orkestra, bu günlük, işte.

Günlüğün sayfaları boyunca önce Bozburun’daki insanları, yaşamın gündelik ritmini, Doğa’nın anne babasının gevşeyen, esneyen, şenlenen yaşamlarını tanıyoruz. Kısa süre sonra da kuşları, yunusları, kaplumbağaları, böcekleri, çiçekleriyle ahenk içinde akan bir hayattan kesitler okuyoruz. Ta ki, çöp yediğinden şüphelenilen bir yunusu bulma çabasına tanık olana; yaşam ahenk içinde akıyor zannederken, öyle olmadığını görene dek. Bir sabah tesadüfen gördüğü, hâllerinden bir şey aradıklarını hemen anladığı anne çocuğu takibe alan Doğa, kısa süre içinde annenin deniz biyoloğu ve vahşi yaşam koruyucusu olduğunu, zor durumdaki bir yunusa yardım etmek istediğini öğrenir. Hikâyenin sonrası, adım adım okurunu da yanına alan bir tabiata yaklaşma çabası… Doğa ailesi, arkadaşları, öğretmenleri ve komşularıyla birlikte bir temizlik hareketi başlatıyor. Gönüllü ekip, denizin kıyısını, dibini tarayarak onlarca torba çöp topluyor.

Kitap boyunca okur da Doğa’yla birlikte doğa dostu yaklaşımlar üzerine düşünüyor. Bu, Doğa’nın çizdiği bir yol, kuşkusuz.

Doğa yaşadığı coğrafyayı tanıyan, hayvanları seven, meraklı bir çocuk. Hâl böyle olunca, kitabın okurları da ebabil kuşundan karakulak kedisine, bahçede ortaya çıkan kaplumbağadan tısböceğine pek çok hayvanla tanışabiliyor. Adını andığı hayvanların her birini biraz biraz anlatıyor da Doğa. Öylesine görünüp kaybolmuyorlar hikâyenin içinde, varlıkları sahici duruyor ve daha da önemlisi, merak uyandırıyor. Kitabın bir özelliği de bu: Sadece hayvanları değil; kitapları, şarkıları, yazarları, müzisyenleri de günlük yaşamın olağan akışı içinde anlatıyor Doğa. Okuduklarını, dinlediklerini, sevdiklerini, sevmediklerini sıralıyor. Anne babası caz müzisyeni olduğu için onların peşi sıra Ege kıyıları boyunca o bar senin, bu mekân benim gezerken, antik kentleri, onların hikâyelerini de öğreniyor ve günlüğüne yazıyor. Daha ilk sayfalardan itibaren müzisyenlerin, yazarların eserlerinden alıntılar eşlik ediyor hikâyeye. Hikâyenin içinde sık sık kendine yer bulan bu anekdotlar nedeniyle olsa gerek, The Cranberries’ten Müslüm Gürses’e, Barış Manço’dan Karsu ve Birsen Tezel’e… Alice Harikalar Diyarı ve Matilda’dan Anadolu’da Kadın ve Müzik’e… şarkılar ve kitaplar için romanın sonuna bir de liste eklemiş yazar.

Büyük Orkestra, yaşamdaki uyumu anlatırken “orkestra”yı bir metafor olarak kullanıyor ama bir yandan da gerçek bir orkestradan bahsediyor. Sima Özkan, bu ikisini birlikte çok rahat bir biçimde harmanlamış. Bir yaz tatili süresi içinde hem yaz tatillerin alametifarikası olan keşifleri, macerayı, buluşmaları okuyoruz hem başlangıçların heyecanını duyuyoruz hem de doğaya dair yeni bilgilerle donanıyoruz. Doğa da okur da verimli bir zaman geçirmiş oluyor.

Büyük Orkestra
Sima Özkan
Resimleyen: Damla Akyürek
Hep Kitap, 157 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.