İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Boş bir duvar neler öğretir?

Bir çocuğun sokaktan öğrendikleri bazen okulda öğrendiklerinin önüne geçebiliyor… Toplumla paylaştığımız mekânlara dikkatlice bakmak, bize konfor alanlarımızın dışında da bir yaşam olduğunu hatırlatıyor.

Yazan: Deniz Poyraz

Benim Duvardan Farkım Ne?, yazar Dilek Yardımcı’nın Tudem etiketiyle yayımlanan son romanı. Yardımcı, bu kez Ayliz adlı kahramanın kendini keşfetme hikâyesi üzerinden okuru neşeli ve öğretici bir yolculuğa çıkarıyor. Romanın önemli bir bölümü, kahramanımız Ayliz’in, öğretmenine meramını anlatmak için tuttuğu bir defterin sayfalarından oluşuyor.
Sabahları derse geç kalmak Ayliz için kronik bir soruna dönüşmüş durumda. Tabii buna karşılık devamlı tek ayak üzerinde durma cezası veriyor öğretmeni. Ayliz vaziyete alışkın. Arkadaşları onu Asya ve Avrupa’nın tek ayak üstünde durma şampiyonu ilan etmiş bile. “Tek ayak cezası”nın Ayliz’in geç kalmalarına fayda etmeyeceğini fark eden öğretmen, bu kez değişik bir yöntem deniyor. Dibinde durduğu duvara “Ey duvar, benim senden ne farkım var?” diye sormasını istiyor. Bu, ilk bakışta biraz tuhaf bir istek gibi geliyor Ayliz’e. Fakat kırk yaşlarında, gözlüklü, sürekli kitap okuyan, filozof görünümlü öğretmenin bir bildiği vardır, değil mi? Düşünüp taşınmalı Ayliz, duvardan farkını bulmalı… Tabii eğer böyle bir fark varsa!

Kahramanımız eğilip bükülüyor duvar karşısında, yüzeyine dokunuyor, hatta yaklaşıp kokluyor duvarı. Bakıyor, bakıyor; bakış açısını değiştirip tersten bakmaya bile yelteniyor. Üç gün önce bir sınıf arkadaşının yediği hamburgerin sosu, çöp adam resimleri, Güney Afrika Cumhuriyeti bayrağı gibi renk renk boya kalıntıları, boyutları 34, 35, 36, 37 numara aralığında değişen pek çok ayakkabı izi… Neticede duvar konuşmuyor. Duvar derse geç kalmıyor. Duvarın acayip huyları yok. Ama bunlar öğretmenin sorduğu soruya cevap olamaz. Belki de cevap Ayliz’in tek başına bulabileceği bir şey değil… En iyisi çekirdek aileye sormalı. Anneden, babadan, ağabeyden yardım almalı. Fakat annesi ne kadar hamarat bir kadın olduğunu “güne” gelecek eşe dosta, komşuya göstermekle meşgul. Mutfaktan çıkmıyor. Babası koltuğa gömülmüş, Fenerbahçe haberlerinden kafasını kaldırmıyor. Erkek kardeşiyse bilgisayar oyunlarıyla aklını bozmuş vaziyette.
Neticede kimsenin Ayliz’e aldırdığı filan yok. Ailede herkes kendi günlük ritüelinin derdinde. Bu tür bir ilgisizlik ve yalnızlık hâli Ayliz’i cevaba yaklaştırabilir mi? Belki de… Tonton yüzlü babaannesi son şansı. Ailenin bu ulu çınarı, Ayliz’e duvardan ne farkı olduğunu söyleyebilir. Bazı soruların cevapları ancak ve ancak yaşayarak öğrenilir. Babaanne metnin bu bölümünde Ayliz adına kuvvetli bir mentor olarak devreye giriyor ve yıllara yayılan yaşam tecrübesi ile biricik torununa arayışında yol gösteriyor. Ayliz’e kocaman bir dünyası olduğunu hatırlatıyor. Ayliz’in sorunu, bu dünyaya kendini bazen biraz fazla kaptırması ona göre. Sorumluluklar, ödevler ve kişisel mutluluk alanları birlikte götürülmeli.
“Sen olmaktan vazgeç demiyorum ki… Sen olmaya çalışırken çevrende olup bitenleri gör, insanları anlamaya çalış, sen olmaya biz olmayı da ekle. Paylaş, (…) Öğretmeninin seni tanımasına izin ver.”

Babaanneyle yapılan bu öğretici sohbetten sonra kitabın omurgasını oluşturan “Defter” bölümüne geçiyoruz. Ayliz’in günlük formatındaki metni, okula neden hep geç kaldığına dair yanıtlar içeriyor. Kahramanımız bir gün üst geçitteki insan kalabalığının arasında yükünü taşımaya çalışan bir karıncayı fark ediyor mesela. Ezilmesin diye karıncaya yol boyu göz kulak oluyor Ayliz. İnsanları uyararak karıncanın geçtiği yolu güvenli kılıyor. Harçlığının çoğuyla kedi yavrularına süt alıyor, suluğundaki suyun bir kısmını okul yolunda bekleşen sokak hayvanlarıyla paylaşıyor. Okula gelirken gördüğü kırmızı bir yaprağın peşine takılıp, rüzgârın alıp götürdüğü bu yaprağı yakalamaya çalışıyor.

Fakat Ayliz’in en önemli geç kalma sebebi, okul yolundaki durakta “tip ikizi”yle karşılaşması… Uzunca bir satranç sohbetinin ardından kurulan samimiyet, günden güne derinleşiyor. Ayliz, ilk defa kendinden başka birinin de kedileri beslediğini fark edince seviniyor. Okuldaki, ailedeki yalnızlığı sokakta karşılaştığı “tip ikizi” sayesinde son buluyor. Hikâyenin bundan sonrası ise çokça meraklı ve azıcık hüzünlü bir detektiflik hikâyesine bağlanıyor.

Bir çocuğun sokaktan öğrendikleri bazen okulda öğrendiklerinin önüne geçebiliyor… Toplumla paylaştığımız mekânlara dikkatlice bakmak, bize konfor alanlarımızın dışında da bir yaşam olduğunu hatırlatıyor. Üstelik, çocukların duygu dünyası, yetişkinlerin sandığından çok daha karmaşık olabiliyor… Demet Özge Aykan’ın resimleriyle daha bir canlanan bu sevimli roman, her yaştan okur için ilham verici ve öğretici bir yan taşıyor. İyi okumalar…

Benim Duvardan Farkım Ne?
Dilek Yardımcı
Resimleyen: Demet Özge Aykan
Editör: Burhan Düzçay
Tudem Yayınları, 112 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.