İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Kasabası da köyü de aynı: Annesi

Anne Bak! aslında bir nevi kılavuz niteliğinde. Gökçe Yavaş Önal, kendi evlilik ve annelik hikâyesini anlatırken bizlere de kimsenin yapmadığı bir iyiliği yapıyor: Gerçekleri söylüyor.

Yazan: Olcay Mağden

Çocuk yetiştirmekle ilgili en sevdiğim sözlerden biri şu: It takes a village to raise a child. (Bir çocuğu büyütmek/yetiştirmek için bir köy/kasaba gerekir) Kökeni bilinmemekle birlikte bu sözün Afrika kültüründen ya da Amerikan yerlilerinden geldiğine inanılır. Her ikisi de toplumsal birlikteliğin ve ortak yaşamın mühim sayıldığı kültürler. Ancak ne hikmetse modernleşen ve hatta gerçekliğini yitiren yeni dünya düzeninde bu sözü sadece sosyal medya hesaplarımızdan paylaşıyor, içini doldurmaya bir türlü yanaşmıyor, yanaşamıyoruz. Bu çağın anneleri delilik ve sürmenaj arasında sessiz çığlıklar atarken bir zamanlar çocuğu yetiştirme görevini paylaşması beklenen toplum, çocuk sahibi kadına yepyeni bir isim takmakla yetiniyor: “Annesi.” Kendisine verilen ve hatta yapışan bu yeni adla yepyeni bir serüvene atılan kadın, kendi doğumuyla ona bahşedilen isimle birlikte bir anlamda geçmişini de yitirir. Ve bu anlamda esasında kendini de doğurur. Ancak bu doğumun sonunda ortaya çıkan; pembe, yumuk yumuk eller, küçücük, sevimli bir burun değil; tam tersine kaygıyla yoğurulmuş, karanlık bir balçıktır. Gökten zembille anneliği yüklenmeyen her kadın, yeni hayatında kendi vücudundan çıkan balçığı da bir başına şekillendirmek zorunda kalır, ne de olsa onu bir tek o görüyordur.

İşte sevgili Gökçe Yavaş Önal’ın Anne Bak! İsimli karikatür kitabı, yukarıda söylediklerimi eğlenceli ve son derece gerçekçi bir dille, tabii bir de o kendine has keyifli çizimleriyle bizlere anlatıyor. Her sayfada “Evet evet, ben de aynı şeyi yaşadım,” ya da “Ah, evet bu bana da oldu,” diyebileceğiniz bir kitap bu. Örneğin şu kutsallık meselesi. Ben de tıpkı Gökçe gibi, hamile kaldığını öğrendiği an itibariyle ANA pelerinini sırtına takanlardan olamadım. Hiçbir zaman göbeğime kitap okumadığım gibi, ona klasik müzik de dinletmedim. Çünkü o göbekti ve şiş olması bir şey değiştirmiyordu; üstelik göbeğe kitap okuma fikri son derece saçma geliyordu. Gökçe de bunu kitabında şu şekilde belirtmiş: “Anne olmayı kutsal bir görev gibi de görmüyorum. Hatta abartılmış bir kavram bence.” Ben de annelik coşkusuyla donanmış kadınları gördükçe hep şöyle diyorum: “Fil de yavrusunu yirmi iki ay karnında taşıyor, onun yanında biz hiçbir şeyiz.”

Anne Bak! aslında bir nevi kılavuz niteliğinde. Gökçe Yavaş Önal, kendi evlilik ve annelik hikâyesini anlatırken bizlere de kimsenin yapmadığı bir iyiliği yapıyor: Gerçekleri söylüyor. Hamilelikte işitilen hurafelerden çeşit çeşit insanın kestiği ahkâma, uykusuz geçen gecelere; ruhsal ve fiziksel olarak bir türlü eskiye dönemeyişlerden bir de bu yüzden altında kalınan bakışlara, yitirilen özgüvene… Okuduğunuz tüm ebeveynlik kitaplarını unutun ve hakikate kulak verin, çünkü “Bebek doğana kadar ‘prenses’ olan anne, bebek ortaya çıktıktan sonra Külkedisi’ne ani bir geçiş yapıyor.

Bir de çok güzel bir detay var kitapta. Belki de benim de benzer bir süreçten geçtiğim için çok dikkatimi çeken ufak bir ayrıntı. Bebeğin doğumuyla birlikte evin kedisinin yaşadığı içler acısı süreç. Benim de patili kızım, ayaklı kızımdan önce eve gelmişti. Ama ayaklı olan evi ele geçirince, patilinin boynu büküldü. Gökçe’nin de kedisinin ağzından “Beni hiç sevmiyo artık,” diye aktardığı durum, tıpatıp yaşandı, hatta hâlâ da farklı şekillerde yaşanmaya devam ediyor. Tabii bir de “Kediyi de at!” diyen şahıslarla mücadele süreci var.

Annelikle birlikte hayatınıza yüklenen yepyeni bir özellikten daha bahsetmek gerek: Aynı anda milyonlarca işi yapabilme kapasitesi. Hele ki çalışan bir anneyseniz, bu birkaç katına çıkabiliyor. Gökçe de bunu çok güzel anlatıyor: “Kendimi poposuna motor takılmış tekne gibi hissediyorum çoğu zaman.” Ve nokta atışı bir tespit yapıyor: “Bir anne olarak hayattaki asli görevimin her ‘BAK’ dendiğinde dikkatle bakmak olduğunu öğrendim.” Çünkü günde en az altmış kere bunu duyacaksınız, garanti edebilirim. Ayrıca “‘ANNE’ sözcüğünün farklı tonlamalarla farklı anlamlara geldiğini ve çocuk milletinin bu tek sözcükle her şeyi anlatabildiğini öğrendim.” Ben de ve bunu da her gün en az yüz altmış kere duyacağınızı garanti edebilirim.

Gökçe Yavaş Önal’ın Anne Bak! adlı kitabı ilk kez bebek bekleyenlere bir kılavuz niteliğinde, evet. Ama biz çocuk sahiplerine, benzer süreçlerden geçmiş biz “annesi” kod adlı kadınlar için de âdeta bir yoldaş. Okurken Gökçe ile karşılıklı dertleştiğimizi düşündüm, gerçi bizim diyalogumuz şu sözlerden fazlasını içermezdi: “Evet, evet, ben de aynı şeyi hissediyorum. Evet, ben, aynı, ben, evet, aynı…”

Evet, annelik zor bir süreç ama sonunda çıkan tablo hiçbir şeye değişilmez.

 

 

Anne Bak!
Gökçe Yavaş Önal
Editör: Ayşegül Utku Günaydın
Desen Yayınları, 88 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.