İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Okuruyla birlikte büyüyen kahramanlar: Riko ve Oskar

Bana, en sevdiğiniz ilk üç çocuk kitabı yazarını sayınız dense, Andreas Steinhöfel andığım isimlerden biri olur mutlaka. Ancak en sevdiğim ilk üç çocuk kitabını saymam gerekse zorlanırım. Çünkü Riko ve Oskar serisi artık beş kitaptan oluşuyor ve hepsi de ilk üçe girmeyi hak ediyor!

Yazan: Suzan Geridönmez

Evet, birçoğumuzun heyecanla beklediği Riko ve Oskar serisinin beşinci kitabı çıktı ve yine Olcay Mağden tarafından Türkçeye kazandırıldı: Riko, Oskar ve Devasa Bir Hata. Çağdaş gençlik edebiyatını takip edip de Riko ve Oskar’ı bilmeyen kalmamıştır büyük ihtimalle ama ben yine de bu ikiliyi kısaca tanıtayım.

Riko, özel eğitim gören, bazen biraz yavaş düşündüğü için kendine derin zekâlı diyen bir çocuk. Beklenmedik zorlayıcı bir durumla karşılaştığında, kafasının içi bingo toplarının birbirine karıştığı dönen bir silindire benziyor. Oskar onun en yakın arkadaşı. Üstün yetenekleri ve keskin zekâsıyla Riko’yu tamamlıyor. Ama tersi de geçerli. Çünkü her konuda edindiği onca bilgi, Oskar’ı hayat karşısında tutuk biri hâline getiriyor. İyi ki herkese açık yüreklilikle yaklaşan, kafası zaman zaman devre dışı kalsa da sezgilerine güvenen Riko daima yanında!

En azından beşinci kitaba kadar öyleydi. Öncesinde sıkı dostlar ufak tefek kırgınlıklar, kısa süreli ayrılıklar bir yana, hiç birbirinden kopmadılar.

Ne yazık ki bu sefer durum ciddi. Riko ve Oskar, daha hikâyenin başlarında bozuşuyorlar. Sanırım bunda büyümelerinin de payı var. Öyle ya, onlar da tıpkı okurları gibi yaş aldı. Serinin dördüncü cildi Riko, Oskar ve Gökteki Cennet’te keşfettikleri oyun parkında yeni arkadaşlar edinmişken, şimdi işin içine aşk da karışmaya başladı.

Riko ilk defa karnında kelebeklerin uçuştuğunu hissediyor. Tabii bu benim basmakalıp ifadem. Riko, duygularını kendi “derin” tarzıyla, Yunan mitolojisine dayanarak çok daha çarpıcı açıklıyor. Hani tanrı Zeus’un onları ortadan ikiye böldüğünden beri yarımlarını arayıp duran küre insanları var ya, işte Riko, oyun parkından arkadaşı Sarah’ı her gördüğünde yarımına kavuşmuş bir küre insan gibi hissediyor. Başta, Oskar’ın bu durumdan hiç hoşlanmadığını bile fark edemiyor. Ancak Oskar’ın babası Lars, ona oğlunun  kıskanıyor olabileceğini söyleyince Riko’da jeton düşüyor.

“Yo. Bu hiç de iyi değildi,” diye içinden geçiriyor hemen ve kıskançlık hakkında derin düşüncelere dalıyor: “Bu his, bir başkasını kendine saklamak isteyen kişiyi çekiştirip dururdu…”

İnsanı çekiştirip duran hisler. Belki de Riko ve Oskar’ın son kitabını en iyi ifade eden cümle bu. Komşu kadın ve Riko’nun dert ortağı Bayan Dahling’in içini kemiren kurt; eskiden kendi arkadaşlarıyla buluştuğu oyun parkını satmaya kalkan Martha Pommers’in buz gibi soğukluğunun arkasında saklanan yalnızlığı ve geçmişleriyle yüzleşme cesareti bulamadıkları için ikiye bölünmüş küre insana dönen diğer kardeşler, sevgililer, dostlar… Kitapta ana ve yan rollerde sahne alan tüm insanların, yeterince önemsenip bilince çıkarılmadıkları için kalplerine yük olan, ruhlarını kemiren ve onları yanlışa iten duyguları var.

Riko ve Oskar da bu duygulardan azade değil.  Bu kez ayrı yollardan giderek, oyun parkını gözü para bürümüş emlakçıların elinden kurtarmaya çalışan

dargın arkadaşlar bir yandan kıskançlıktan vicdan azabına, öfkeden özleme farklı uçlarda gezinen hisleriyle baş etmeye çalışırken, öte yandan değme dedektiflere taş çıkarıp çetrefilli sırlar çözüyorlar.

Kısacası Adreas Steinhöfel, okurunu sürükleyici bir maceraya kaçırmakla kalmıyor, onun bu macerada karşısına çıkan herkese kucaklayıcı bir empatiyle bakmasını da sağlıyor. Aslında bunu sağlayan Riko. Çünkü önyargı bilmeyen bir derin zekâlının gözünden bakınca insanları anlamak ve onlara anlayış göstermek çok daha kolay oluyor.

Üstelik Riko, beşinci kitaba gelinceye kadar çok yol katetti. Bazen kafasının içinde bingo topları yine harekete geçse de bu onu dumura uğratmıyor. Çünkü artık topu yakalama cesareti gösteriyor.

İşte, herkesin yüzleşmesi gereken meseleler var ama herkes bunu Riko ve ona sesini kazandıran yazar kadar çarpıcı benzetmelerle ifade etmeyi başaramıyor. Üstelik dille ustalıkla oynamasına alışkın olduğumuz Steinhöfel, dizinin son kitabında devreye kurguyu ve hikâyeyi, “küre” hâline getirip tamamlayan yeni bir anlatım biçimi de sokuyor.  Anlatıcı Riko, Oskar’ın ondan ayrı olarak yaşadığı maceraları, bize yirminci yüzyılın başında geçen bir tarihi roman havasında aktarıyor. Bu ilham ona, birlikte Bergwald’a seyahat ettiği Bayan Dahling’in kitaplarından birini okurken geliyor.

Büyük ihtimalle Steinhöfel’e de kahramanlarını Bergwald’e gönderme fikri havadan gelmedi. Tıpkı eserlerindeki derinlik ve samimiyet sadece özgün kurgular ve yaratıcı anlatımlar konusundaki titizliğine dayanmadığı gibi. Hayır, size bir sır vereyim. Riko ve Oskar’ın hayatında birçok şey artık Berlin’de değil Biedenkopf ya da kendi adlandırdığı şekilde Bergwald’te yaşayan yazarın hayatıyla paralellikler gösteriyor.

 

 

 

Riko, Oskar ve Devasa Bir Hata
Andreas Steinhöfel
Resimleyen: Peter Schössow
Türkçeleştiren: Olcay Mağden
Editör: Ümit Mutlu
Tudem Yayınları, 320 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.